Michel Foucault, 20. yüzyılın en etkili ve en tartışmalı Fransız düşünürlerinden biridir. 15 Ekim 1926’da Fransa’nın Poitiers kentinde doğmuş, 25 Haziran 1984’te Paris’te hayatını kaybetmiştir. Foucault genellikle filozof, tarihçi, düşünce tarihçisi, sosyal teorisyen ve eleştirmen olarak tanımlanır. Ancak onu tek bir disipline yerleştirmek zordur. Çünkü çalışmaları felsefe, tarih, sosyoloji, psikiyatri tarihi, tıp tarihi, ceza hukuku, siyaset teorisi, edebiyat, cinsellik tarihi ve etik gibi birçok alanı birlikte dönüştürmüştür.
Foucault’nun temel sorusu, modern toplumların kendilerini nasıl “akılcı”, “normal”, “bilimsel”, “insani” ve “özgür” olarak tanımladığıdır. Ona göre modern dünya yalnızca özgürleşme, ilerleme ve rasyonelleşme hikâyesiyle anlaşılamaz. Modern kurumlar, insanları yalnızca baskı yoluyla değil, bilgi, uzmanlık, sınıflandırma, gözetim, disiplin ve normalleştirme yoluyla da şekillendirir. Bu nedenle Foucault, hapishane, akıl hastanesi, hastane, okul, kışla, fabrika, klinik, nüfus politikaları ve cinsellik söylemleri gibi alanları inceleyerek modern iktidarın gündelik hayatın içine nasıl yerleştiğini göstermeye çalışmıştır.
Foucault’nun en bilinen kavramları arasında söylem, iktidar-bilgi, arkeoloji, soybilim, disiplin, panoptikon, biyopolitika, yönetimsellik, özneleşme ve kendilik teknolojileri yer alır. Bu kavramlar, yalnızca felsefe metinlerinde değil, sosyal bilimlerde, kültürel çalışmalarda, hukuk eleştirisinde, eğitim araştırmalarında, medya analizinde, toplumsal cinsiyet çalışmalarında, queer teoride ve siyaset teorisinde yoğun biçimde kullanılmıştır.
Foucault’yu anlamanın en doğru yolu onu tek bir etiketle sınırlamamaktır. O bazen yapısalcılıkla, bazen post-yapısalcılıkla, bazen postmodernizmle ilişkilendirilir. Fakat Foucault kendisini çoğu zaman bu tür etiketlerden uzak tutmuştur. Onun asıl ilgisi, insanların belirli dönemlerde neyi doğru kabul ettiğini, hangi kurumların bu doğruları ürettiğini, hangi bilgi biçimlerinin insanları sınıflandırdığını ve bireylerin kendilerini hangi tarihsel pratikler içinde özne haline getirdiğini incelemektir.
Michel Foucault Neden Önemlidir?
Michel Foucault önemlidir çünkü modern toplumun kendisini anlattığı iyimser hikâyeyi kökten sorgulamıştır. Modernlik genellikle aklın, bilimin, özgürlüğün, insan haklarının ve ilerlemenin yükselişi olarak anlatılır. Foucault bu anlatıyı tamamen reddetmez; ancak eksik bulur. Ona göre modern kurumlar insanları özgürleştirirken aynı zamanda sınıflandırır, gözetler, disipline eder ve normalleştirir.
Foucault’nun etkisi özellikle şu noktada belirgindir: O, iktidarı yalnızca devletin, polisin, ordunun veya hukukun yukarıdan uyguladığı baskı olarak görmez. İktidar okulda, hastanede, ailede, psikiyatride, hapishanede, cinsellik söylemlerinde, istatistiklerde, uzman raporlarında ve gündelik davranış normlarında da işler. Bu nedenle iktidar yalnızca yasaklayan değil, bilgi üreten ve insanları belirli özne türleri haline getiren bir ilişkiler ağıdır.
Foucault ayrıca “bilgi tarafsız mıdır?” sorusunu da yeniden gündeme getirmiştir. Ona göre bilgi, yalnızca gerçekliğin pasif yansıması değildir. Bilgi sistemleri, nesnelerini de kurar. “Akıl hastası”, “suçlu”, “sapkın”, “normal çocuk”, “hasta beden”, “riskli nüfus” veya “cinsel kimlik” gibi kategoriler, yalnızca doğada hazır bulunan nesneler değildir; belirli kurumlar, uzmanlık biçimleri, söylemler ve iktidar ilişkileri içinde oluşur.
Bu yüzden Foucault, modern eleştirel düşüncenin en önemli figürlerinden biridir. O bize şunu öğretir: Bir toplumun neyi doğru, normal, sağlıklı, ahlaki veya bilimsel saydığı tarihsel olarak incelenmelidir. Çünkü bu kavramlar yalnızca düşünce alanını değil, insanların bedenlerini, davranışlarını, kimliklerini ve yaşam biçimlerini de düzenler.
Michel Foucault’nun Hayatı
Michel Foucault, tam adıyla Paul-Michel Foucault, 1926’da Poitiers’de varlıklı ve eğitimli bir ailede doğdu. Babası cerrahtı ve Foucault’nun da tıp alanına yönelmesini istiyordu. Ancak Foucault erken yaşlardan itibaren felsefe, tarih ve edebiyata ilgi duydu. Paris’teki École Normale Supérieure’de eğitim aldı. Bu kurum, Fransa’nın en seçkin entelektüel merkezlerinden biriydi ve Foucault burada dönemin önemli düşünürleriyle karşılaştı.
Foucault’nun gençlik dönemi hem akademik başarılarla hem de kişisel krizlerle geçti. Psikoloji ve felsefe alanlarında çalıştı. Psikiyatri, akıl hastalığı ve klinik kurumlarla erken dönemden itibaren ilgilendi. Bu ilgi, daha sonra Deliliğin Tarihi ve Kliniğin Doğuşu gibi eserlerinde merkezi hale gelecekti.
1950’lerde Fransa dışında da görev yaptı. İsveç, Polonya ve Almanya’da bulundu. Bu yıllarda hem akademik çevrelerle hem de farklı politik ve kültürel deneyimlerle temas kurdu. 1960’ta doktora çalışmasını tamamladı. 1961’de yayımlanan Deliliğin Tarihi, Foucault’nun büyük düşünür olarak tanınmasının ilk önemli adımı oldu.
1960’larda Foucault’nun ünü hızla arttı. Kliniğin Doğuşu, Kelimeler ve Şeyler ve Bilginin Arkeolojisi gibi eserleriyle Fransız düşünce dünyasının merkezine yerleşti. 1970’te Collège de France’a seçildi ve “Düşünce Sistemleri Tarihi” kürsüsünde ders vermeye başladı. Bu kürsü, onun çalışma tarzına çok uygundu; çünkü Foucault belirli bir disiplini değil, tarihsel bilgi sistemlerinin oluşumunu inceliyordu.
1970’ler Foucault’nun politik olarak da daha görünür hale geldiği dönemdir. Hapishaneler, adalet sistemi, mahkûm hakları, psikiyatri kurumları ve toplumsal dışlanma üzerine çalıştı. 1971’de kurulan Hapishaneler Bilgi Grubu içinde yer aldı. Bu dönem, onun iktidar, disiplin ve gözetim analizlerinin olgunlaştığı dönemdir.
1980’lerde Foucault’nun ilgisi etik, özneleşme, antik felsefe ve kendilik pratiklerine yöneldi. Cinselliğin Tarihi projesinin sonraki ciltlerinde yalnızca modern cinsellik düzenini değil, bireylerin kendileriyle kurdukları etik ilişkiyi de incelemeye başladı. 1984’te hayatını kaybettiğinde, düşüncesi tamamlanmış kapalı bir sistem değil, sürekli dönüşen bir araştırma alanı olarak kaldı.
Foucault Hangi Akımla İlişkilidir?
Foucault çoğu zaman yapısalcılık, post-yapısalcılık ve postmodernizm gibi akımlarla ilişkilendirilir. Ancak bu etiketler dikkatli kullanılmalıdır. 1960’larda Fransa’da yapısalcılık çok etkiliydi. Dil, kültür, mit, akrabalık, bilinçdışı ve düşünce sistemleri bireysel öznenin niyetlerinden çok, derin yapılar üzerinden inceleniyordu. Foucault’nun erken eserleri bu atmosferle bağlantılıdır.
Fakat Foucault klasik anlamda yapısalcı değildir. Çünkü o yalnızca yapıların nasıl işlediğiyle değil, bu yapıların tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenir. Ona göre bilgi düzenleri değişmez evrensel yapılar değil, tarihsel oluşumlardır. Bu nedenle Foucault, post-yapısalcı düşünceyle daha çok ilişkilendirilir.
Postmodernizm etiketi ise daha tartışmalıdır. Foucault modernliğin ilerleme, rasyonellik ve insan merkezli özne anlatılarını eleştirmiştir. Bu nedenle postmodern düşünceyle bağlantılı görülür. Ancak Foucault’nun amacı “her şey görecelidir” demek değildir. O, hakikat iddialarının hangi tarihsel kurumlar ve iktidar ilişkileri içinde üretildiğini araştırır. Bu nedenle onu basitçe “hakikati reddeden postmodernist” olarak tanımlamak yanlış olur.
Foucault’nun düşüncesini en iyi anlatan ifade belki de eleştirel tarihsel analiztir. O, bugünkü kavramlarımızın ve kurumlarımızın zorunlu olmadığını, belirli tarihsel süreçlerde oluştuğunu göstererek onları sorgulanabilir hale getirir.
Foucault’nun Temel Sorusu Nedir?
Foucault’nun temel sorusu şu şekilde özetlenebilir: İnsanlar belirli tarihsel dönemlerde nasıl bilgi nesnesi, iktidar nesnesi ve ahlaki özne haline gelir?
Bu soru üç büyük araştırma hattına ayrılır. İlk hat, bilginin tarihidir. Foucault burada delilik, hastalık, dil, emek, yaşam ve insan bilimleri gibi alanlarda hangi bilgi düzenlerinin oluştuğunu inceler. İkinci hat, iktidarın tarihidir. Burada hapishane, disiplin, gözetim, normalleştirme ve biyopolitika gibi konular öne çıkar. Üçüncü hat ise öznenin tarihidir. Foucault burada bireylerin kendilerini ahlaki, cinsel, dinsel veya politik özne olarak nasıl kurduklarını inceler.
Bu üç hat birbirinden kopuk değildir. Foucault’ya göre bilgi, iktidar ve özne birlikte düşünülmelidir. Bir toplum belirli bir insan tipini bilgi nesnesi haline getirdiğinde, aynı zamanda o insanı düzenleme ve dönüştürme mekanizmaları da üretir. Örneğin “akıl hastası” kategorisi yalnızca tıbbi bilgi değildir; hastane, psikiyatri, hukuk, aile ve devlet pratikleriyle birlikte işler.
Söylem Nedir?
Söylem, Foucault’nun en önemli kavramlarından biridir. Gündelik dilde söylem genellikle konuşma veya ifade tarzı anlamına gelir. Foucault’da ise söylem, belirli bir dönemde neyin söylenebilir, düşünülebilir, bilinebilir ve doğru kabul edilebilir olduğunu belirleyen kurallar bütünüdür.
Bir söylem yalnızca kelimelerden oluşmaz. Kurumlar, uzmanlık alanları, sınıflandırmalar, belgeler, arşivler, bilimsel yöntemler, yasal kategoriler ve toplumsal pratikler söylemin parçasıdır. Örneğin psikiyatri söylemi yalnızca psikiyatristlerin kullandığı terimler değildir; hastane, tanı sistemi, hasta dosyası, tedavi protokolü, uzman raporu ve normal-anormal ayrımıyla birlikte işler.
Foucault’ya göre söylemler gerçekliği sadece anlatmaz; belirli nesneleri kurar. “Delilik”, “suçluluk”, “cinsellik”, “hastalık” veya “nüfus” gibi kavramlar söylemsel pratikler içinde belirli bilgi nesneleri haline gelir. Bu, o şeylerin tamamen hayal ürünü olduğu anlamına gelmez. Foucault’nun söylediği şey, bu nesnelerin nasıl tanımlandığının, sınıflandırıldığının ve yönetildiğinin tarihsel olduğudur.
İktidar-Bilgi Nedir?
İktidar-bilgi, Foucault’nun modern düşünceye kazandırdığı en etkili kavramlardan biridir. Foucault’ya göre iktidar ve bilgi birbirinden ayrı düşünülemez. Bilgi iktidardan tamamen bağımsız, saf ve tarafsız bir alan değildir. Aynı şekilde iktidar da yalnızca kaba kuvvet veya yasaklama değildir; bilgi üretir, sınıflandırır, ölçer, gözlemler ve normalleştirir.
Örneğin modern ceza sistemi suçluyu yalnızca cezalandırmaz; onun psikolojik profilini çıkarır, geçmişini inceler, risk düzeyini belirler, rehabilite edilip edilemeyeceğini tartışır. Böylece suçlu, kriminoloji, psikiyatri, sosyoloji, hukuk ve idare bilgisinin nesnesi haline gelir. Bu bilgi, aynı zamanda onu yönetmenin aracıdır.
Foucault’nun iktidar-bilgi kavramı, bilim düşmanlığı anlamına gelmez. O, bilginin değersiz olduğunu söylemez. Bilginin hangi kurumlar içinde üretildiğini, kimlere yetki verdiğini, kimleri nesneleştirdiğini ve hangi yönetim teknikleriyle birleştiğini sorar. Bu nedenle Foucault, modern uzmanlık rejimlerini eleştirel biçimde incelemek için güçlü bir araç sunar.
Arkeoloji Yöntemi Nedir?
Foucault’nun erken dönem yöntemi genellikle arkeoloji olarak adlandırılır. Arkeoloji, fikirlerin veya bilimlerin yüzeydeki gelişim çizgisini anlatmak yerine, belirli bir dönemde bilgiyi mümkün kılan derin kuralları incelemeye çalışır. Bu yöntem özellikle Kelimeler ve Şeyler ve Bilginin Arkeolojisi eserlerinde belirgindir.
Foucault’nun arkeolojisi, geleneksel düşünce tarihinden farklıdır. Geleneksel düşünce tarihi genellikle büyük filozofların fikirlerini, kavramların sürekliliğini veya ilerleme çizgisini anlatır. Foucault ise süreklilikten çok kopuşlara, dönüşümlere ve bilgi düzenlerinin tarihsel sınırlarına bakar.
Arkeoloji yöntemi şu soruyu sorar: Belirli bir dönemde hangi ifadeler bilimsel, anlamlı veya doğru sayılabilir hale gelmiştir? Örneğin modern tıp, insan bedenini nasıl yeni bir bakışla incelemeye başlamıştır? Modern insan bilimleri, “insan”ı nasıl bilgi nesnesi haline getirmiştir? Foucault’nun arkeolojisi bu soruların peşindedir.
Soybilim Yöntemi Nedir?
Foucault’nun 1970’lerden itibaren öne çıkan yöntemi soybilim veya genealogy olarak bilinir. Bu yöntem Frederich Nietzsche’den etkilenmiştir. Soybilim, bugünkü kurumların ve değerlerin doğal, zorunlu veya evrensel olmadığını; tarihsel mücadeleler, rastlantılar, iktidar ilişkileri ve pratikler içinde oluştuğunu göstermeye çalışır.
Soybilim, bir kurumun temiz ve rasyonel başlangıcını aramaz. Tam tersine, bugünkü düzenlerin arkasındaki çatışmaları, dışlamaları, güç mücadelelerini ve bastırılmış tarihleri açığa çıkarır. Örneğin modern hapishane kendisini insani ve rasyonel ceza kurumu olarak sunar. Foucault ise hapishanenin disiplin, gözetim, beden terbiyesi ve normalleştirme teknikleriyle nasıl bağlantılı olduğunu inceler.
Foucault’nun soybilimi, bugünü tarihsel olarak yabancılaştırır. Yani bize çok doğal görünen kurumları tuhaflaştırır. Hapishane, okul, klinik, nüfus sayımı veya cinsellik itirafı kendiliğinden ve zorunlu şeyler değildir; belirli tarihsel süreçlerde oluşmuş pratiklerdir. Bu farkındalık, eleştirel düşüncenin temelidir.
Foucault ve Deliliğin Tarihi
Deliliğin Tarihi, Foucault’nun en etkili erken eserlerinden biridir. Bu çalışmada Foucault, Batı toplumlarının deliliği nasıl tanımladığını, dışladığını, kapattığını ve tıbbi bilgi nesnesi haline getirdiğini inceler. Ona göre delilik, yalnızca biyolojik veya psikolojik bir durum olarak anlaşılmamalıdır; tarihsel olarak farklı anlamlar kazanmıştır.
Foucault, özellikle klasik çağda deliliğin toplumsal dışlama ve kapatma pratikleriyle ilişkilendiğini vurgular. Akıl ile delilik arasındaki sınır, yalnızca bilimsel bir ayrım değil, aynı zamanda kültürel ve kurumsal bir ayrımdır. Modern psikiyatri ise deliliği tedavi edilecek bir hastalık olarak tanımlarken, onu belirli kurumların ve uzmanlık biçimlerinin nesnesi haline getirir.
Bu eser, psikiyatri tarihine yönelik radikal bir eleştiri olarak okunmuştur. Ancak Foucault’nun amacı basitçe “psikiyatri kötüdür” demek değildir. O, akıl adına kurulan kurumların nasıl dışlama ürettiğini ve toplumun kendisini “akıllı” olarak tanımlamak için delilik figürünü nasıl kullandığını göstermeye çalışır.
Foucault ve Kliniğin Doğuşu
Kliniğin Doğuşu, modern tıbbın ortaya çıkışını inceleyen önemli bir eserdir. Foucault burada modern klinik bakışın nasıl oluştuğunu araştırır. Ona göre modern tıp yalnızca yeni tedavi yöntemleri geliştirmemiş, aynı zamanda bedene bakma biçimini değiştirmiştir.
Modern klinik, hastayı yalnızca şikâyetleriyle dinleyen bir pratikten, bedeni gözlemleyen, sınıflandıran, açan, ölçen ve patolojik belirtileri organik yapılarla ilişkilendiren bir bilgi düzenine geçmiştir. Bu dönüşüm, hastanenin, anatominin, istatistiğin ve tıbbi eğitimin gelişimiyle bağlantılıdır.
Foucault’nun “tıbbi bakış” analizi, modern uzmanlık rejimlerini anlamak için önemlidir. Doktorun bakışı yalnızca bireysel gözlem değildir; kurumsal, bilimsel ve tarihsel olarak oluşmuş bir bakıştır. Hastalık, beden ve hasta kimliği bu bakış içinde yeniden tanımlanır.
Kelimeler ve Şeyler
Kelimeler ve Şeyler, Foucault’nun en zor ama en etkili eserlerinden biridir. Kitap, Batı düşüncesinde bilgi düzenlerinin nasıl değiştiğini inceler. Foucault burada Rönesans, klasik çağ ve modern dönem arasında bilgi düzeni bakımından büyük kopuşlar olduğunu savunur.
Bu eserde Foucault, “episteme” kavramını kullanır. Episteme, belirli bir dönemde bilgiyi mümkün kılan tarihsel koşullar bütünüdür. Her çağ, nesneleri sınıflandırmanın, benzerlik kurmanın, temsil etmenin ve bilginin düzenini kurmanın farklı yollarına sahiptir.
Kitabın en ünlü iddialarından biri, “insan”ın modern bir icat olduğudur. Foucault burada biyolojik tür olarak insanın yeni ortaya çıktığını söylemez. Onun kastettiği, “insan”ın modern insan bilimlerinin merkezi bilgi nesnesi olarak tarihsel olarak kurulmuş olmasıdır. Bu iddia, hümanizm, özne ve insan bilimleri üzerine büyük tartışmalar doğurmuştur.
Foucault ve “Disiplin ve Ceza”
Disiplin ve Ceza, Foucault’nun en çok okunan ve en etkili eserlerinden biridir. Kitap, modern ceza sisteminin doğuşunu inceler. Foucault, kitabın başında eski rejimde uygulanan beden üzerinde açık şiddete dayalı cezalandırma sahnelerini anlatır. Daha sonra modern hapishanenin ortaya çıkışıyla birlikte cezanın görünüşte daha insani hale geldiğini, fakat iktidarın daha ince ve sürekli biçimlerde işlemeye başladığını savunur.
Foucault’ya göre modern ceza sistemi yalnızca suçu cezalandırmaz; suçluyu inceler, sınıflandırır, izler ve dönüştürmeye çalışır. Ceza, bedene işkence etmekten ruha, davranışa ve karaktere yönelir. Hapishane yalnızca kapatma kurumu değildir; disiplinci iktidarın merkezlerinden biridir.
Bu eser, modern toplumun hapishane mantığını yalnızca cezaevlerinde değil, okullarda, kışlalarda, fabrikalarda ve hastanelerde de görebileceğimizi savunur. Disiplin, bireyleri gözetim, sınav, kayıt, zaman çizelgesi, mekânsal düzenleme ve normlar aracılığıyla üretir.
Panoptikon Nedir?
Panoptikon, Foucault’nun Disiplin ve Ceza eserinde modern gözetim toplumunu açıklamak için kullandığı güçlü bir metafordur. Aslında panoptikon, Jeremy Bentham’ın tasarladığı bir hapishane modelidir. Merkezde bir gözetleme kulesi bulunur; mahkûmlar kulede bir gözetleyicinin olup olmadığını bilmeden sürekli izlenebileceklerini varsayarlar.
Foucault için panoptikonun önemi mimari tasarımından çok, iktidar mantığıdır. Modern disiplinci iktidar, bireyleri sürekli kaba kuvvetle zorlamaz. Onları görünür kılar, kaydeder, izler ve kendi kendilerini denetlemeye yöneltir. İnsan izlenip izlenmediğini bilmiyorsa, izleniyormuş gibi davranmaya başlar.
Panoptikon kavramı günümüzde dijital gözetim, sosyal medya, kamera sistemleri, veri takibi, okul denetimi, işyeri performans ölçümü ve algoritmik izleme tartışmalarında sık kullanılır. Ancak Foucault’nun panoptik analizini basitçe “her yerde kamera var” şeklinde anlamak eksik olur. Asıl mesele, görünürlük ve denetimin bireyin davranışını içeriden düzenlemesidir.
Disiplin Nedir?
Foucault’da disiplin, bireylerin bedenlerini, davranışlarını, zamanlarını, hareketlerini ve alışkanlıklarını düzenleyen modern iktidar biçimidir. Disiplin yalnızca ceza vermek değildir; bireyleri verimli, itaatkâr, ölçülebilir ve denetlenebilir hale getiren bir teknikler bütünüdür.
Disiplinci kurumlar bireyleri mekâna yerleştirir, zamanlarını böler, performanslarını ölçer, gelişimlerini kaydeder ve normlara göre değerlendirir. Okulda sınıf düzeni, sınav sistemi ve not verme; orduda talim ve hiyerarşi; fabrikada iş bölümü ve zaman denetimi; hastanede hasta kaydı ve klinik gözlem bu mantığın örnekleridir.
Foucault’nun disiplin analizi, modern toplumun yalnızca yasa ile yönetilmediğini gösterir. İnsanlar gündelik alışkanlıklar, kurumlar, ölçümler ve normlar aracılığıyla şekillendirilir. Disiplinci iktidar, bireyleri bastırmakla kalmaz; onları üretir. Bu yüzden modern birey, iktidarın dışında doğal ve saf bir varlık değil, iktidar ilişkileri içinde biçimlenen tarihsel bir öznedir.
Biyopolitika Nedir?
Biyopolitika, Foucault’nun modern iktidarı anlamak için geliştirdiği en önemli kavramlardan biridir. Biyopolitika, iktidarın yalnızca bireylerin bedenlerini disipline etmekle kalmayıp, nüfusun yaşam süreçlerini yönetmeye başlamasıdır. Doğum oranları, ölüm oranları, hastalıklar, yaşam süresi, hijyen, sağlık politikaları, şehir planlaması, göç, ırk, güvenlik ve ekonomik üretkenlik biyopolitikanın alanına girer.
Klasik egemenlik iktidarı, Foucault’ya göre daha çok “öldürme ya da yaşamasına izin verme” hakkıyla ilişkilidir. Modern biyopolitik iktidar ise “yaşatmak ve yaşamı düzenlemek” üzerine kurulur. Devletler ve modern kurumlar nüfusun sağlığını, üretkenliğini, güvenliğini ve davranışlarını yönetmeye çalışır.
Biyopolitika kavramı günümüzde sağlık politikaları, pandemi yönetimi, aşı stratejileri, nüfus planlaması, göçmen yönetimi, güvenlik devleti, ırkçılık, veri temelli yönetim ve biyoteknoloji tartışmalarında sık kullanılır. Foucault’nun katkısı, yaşamın kendisinin modern iktidarın temel nesnesi haline geldiğini göstermesidir.
Yönetimsellik Nedir?
Yönetimsellik, Foucault’nun özellikle Collège de France derslerinde geliştirdiği bir kavramdır. İngilizcede “governmentality” olarak bilinir. Yönetimsellik, yalnızca devletin hükümet etmesi değil, insanların davranışlarının çok çeşitli teknikler, bilgiler ve kurumlar aracılığıyla yönlendirilmesi anlamına gelir.
Bu kavram, iktidarı devlet merkezli düşünmenin yetersiz olduğunu gösterir. İnsanlar yalnızca yasalarla değil, uzman tavsiyeleri, istatistikler, risk hesapları, eğitim programları, sağlık kampanyaları, ekonomik teşvikler ve öz-denetim teknikleriyle de yönetilir. Modern yönetim, bireylerin kendi davranışlarını belirli normlara göre düzenlemelerini sağlamaya çalışır.
Yönetimsellik kavramı özellikle neoliberalizm analizlerinde önemlidir. Foucault’nun derslerinde neoliberal yönetim, bireyleri kendi hayatlarının girişimcisi gibi davranmaya yönelten bir rasyonalite olarak incelenir. Bu nedenle yönetimsellik, modern iktidarın yalnızca baskıcı değil, davranış biçimlendirici ve özne üretici yönünü anlamak için merkezi bir kavramdır.
Cinselliğin Tarihi Nedir?
Cinselliğin Tarihi, Foucault’nun son büyük projesidir. İlk cilt olan Bilme İstenci 1976’da yayımlandı. Foucault burada modern toplumun cinselliği bastırdığı yönündeki yaygın düşünceyi sorgular. Ona göre modern toplum cinsellik hakkında susmuş değildir; tam tersine cinselliği sürekli konuşturmuş, sınıflandırmış, itiraf ettirmiş ve uzmanlık nesnesi haline getirmiştir.
Foucault bu yaklaşımıyla “baskı hipotezi” dediği fikri eleştirir. Modern iktidar cinselliği yalnızca yasaklamaz; onu üretir, tanımlar, inceler ve yönetir. Cinsellik, psikiyatri, tıp, pedagoji, hukuk, aile ve nüfus politikaları içinde sürekli konuşulan bir alan haline gelir.
Projenin sonraki ciltlerinde Foucault antik Yunan ve Roma’daki cinsellik, etik ve kendilik pratiklerine yönelir. Böylece yalnızca modern iktidarın cinselliği nasıl düzenlediğini değil, insanların kendilerini ahlaki özne olarak nasıl kurduklarını da inceler. Bu dönüşüm, Foucault’nun geç dönem etik çalışmalarının merkezindedir.
Foucault ve Özne Kavramı
Foucault çoğu zaman “öznenin ölümü” fikriyle ilişkilendirilir. Ancak bu yorum eksiktir. Foucault insan öznesinin önemsiz olduğunu söylemez. Onun itiraz ettiği şey, öznenin tarih dışı, evrensel ve tamamen özgür bir başlangıç noktası olarak kabul edilmesidir.
Foucault’ya göre özne tarihsel olarak kurulur. İnsanlar belirli bilgi sistemleri, iktidar ilişkileri ve kendilik pratikleri içinde özne haline gelir. Bir kişi “hasta”, “suçlu”, “normal”, “cinsel kimlik sahibi”, “vatandaş”, “çalışan”, “öğrenci” veya “ahlaki birey” olarak belirli söylemler ve kurumlar içinde tanımlanır.
Bu, bireyin tamamen pasif olduğu anlamına gelmez. Foucault’nun geç döneminde özgürlük ve etik önemli hale gelir. İnsanlar kendilerine dayatılan kimlikleri sorgulayabilir, kendileriyle yeni ilişkiler kurabilir ve farklı yaşam biçimleri deneyebilir. Bu nedenle Foucault’da özne hem iktidarın ürünü hem de dönüşüm imkânının taşıyıcısıdır.
Kendilik Teknolojileri Nedir?
Kendilik teknolojileri, bireylerin kendilerini dönüştürmek, geliştirmek, disipline etmek veya belirli bir etik varoluş biçimine ulaştırmak için kullandıkları pratiklerdir. Foucault bu kavramı özellikle geç dönem çalışmalarında kullanır. Antik felsefede ruhun bakımı, itiraf, günlük tutma, meditasyon, beden terbiyesi, kendini sınama ve hakikati söyleme gibi pratikler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Foucault’nun burada ilgilendiği şey, ahlakın yalnızca kurallar sistemi olmamasıdır. Ahlak aynı zamanda bireyin kendisiyle kurduğu ilişkidir. İnsan yalnızca “ne yapmalıyım?” sorusunu sormaz; “kendimi nasıl bir özne olarak kurmalıyım?” sorusuyla da karşılaşır.
Bu çalışmalar Foucault’nun düşüncesinde özgürlük meselesini daha görünür hale getirir. Özgürlük, kuralsızlık veya sınırsız seçim değildir. Özgürlük, bireyin kendisi üzerinde çalışarak, tarihsel olarak verilmiş özne biçimlerini sorgulayarak ve kendisiyle yeni etik ilişkiler kurarak mümkün olur.
Foucault’nun Başlıca Eserleri
- Deliliğin Tarihi: Batı toplumlarında deliliğin nasıl dışlandığını, kapatıldığını ve psikiyatrik bilgi nesnesi haline getirildiğini inceler.
- Kliniğin Doğuşu: Modern tıbbın ve klinik bakışın tarihsel oluşumunu ele alır.
- Kelimeler ve Şeyler: Batı düşüncesinde bilgi düzenlerinin dönüşümünü ve insan bilimlerinin doğuşunu inceler.
- Bilginin Arkeolojisi: Foucault’nun arkeolojik yöntemini sistematik biçimde açıklamaya çalıştığı eserdir.
- Disiplin ve Ceza: Modern hapishanenin, disiplinci iktidarın ve gözetim toplumunun analizini sunar.
- Cinselliğin Tarihi I: Bilme İstenci: Modern toplumlarda cinselliğin bastırılmasından çok, nasıl sürekli söylem konusu haline getirildiğini açıklar.
- Cinselliğin Tarihi II: Hazların Kullanımı: Antik Yunan’da etik, cinsellik ve kendilik pratiklerini inceler.
- Cinselliğin Tarihi III: Kendilik Kaygısı: Roma döneminde kendilikle ilişki, etik yaşam ve cinsellik pratiklerini ele alır.
- Cinselliğin Tarihi IV: Tenin İtirafları: Hristiyanlıkta itiraf, arzu, beden ve özneleşme meselelerine odaklanır.
Foucault’nun Düşünce Dönemleri
Erken Dönem: Bilgi ve Kurumlar
Foucault’nun erken döneminde delilik, klinik, insan bilimleri ve bilgi düzenleri öne çıkar. Bu dönemde arkeoloji yöntemi belirgindir. Foucault, belirli tarihsel dönemlerde neyin bilgi olarak kabul edildiğini ve hangi kurumların bu bilgiyi mümkün kıldığını inceler.
Orta Dönem: İktidar, Disiplin ve Beden
1970’lerde Foucault’nun ilgisi iktidar ilişkilerine yönelir. Hapishane, ceza, gözetim, disiplin ve biyopolitika bu dönemin temel temalarıdır. Disiplin ve Ceza ile Cinselliğin Tarihi I bu dönemin en önemli eserleridir.
Geç Dönem: Etik ve Özneleşme
Foucault’nun geç döneminde antik felsefe, kendilik pratikleri, etik, hakikati söyleme ve öznenin kendisiyle ilişkisi öne çıkar. Bu dönem, Foucault’nun yalnızca iktidar eleştirmeni olmadığını; aynı zamanda özgürlük ve etik üzerine düşünen bir filozof olduğunu gösterir.
Foucault ve Yapısalcılık
Foucault’nun 1960’lardaki eserleri yapısalcılıkla birlikte okunmuştur. Çünkü bu eserlerde bireysel yazar, bilinç veya özne merkezli açıklamalar yerine, bilgi sistemlerinin tarihsel düzenleri incelenir. Ancak Foucault yapısalcılığın sabit ve evrensel yapı fikrine mesafeli durur.
Ona göre bilgi düzenleri tarihsel olarak değişir. Bir dönemin aklı, başka bir dönemin aklıyla aynı değildir. Bu nedenle Foucault, yapısalcılıkla kesişse de, tarihsel kopuşlara ve iktidar ilişkilerine verdiği önem nedeniyle post-yapısalcı düşünceye daha yakın kabul edilir.
Foucault ve Nietzsche
Nietzsche, Foucault üzerinde en etkili düşünürlerden biridir. Özellikle soybilim yöntemi, hakikat eleştirisi, ahlakın tarihsel oluşumu ve güç ilişkileri konularında Nietzsche’nin etkisi belirgindir. Foucault, Nietzsche’den hakikatlerin masum olmadığını, değerlerin tarihsel mücadeleler içinde oluştuğunu ve köken arayışının çoğu zaman yanıltıcı olduğunu öğrenmiştir.
Foucault’nun soybilimi, Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü Üzerine eserinden esinlenir. Amaç, bugünkü değerlerin yüce ve temiz başlangıçlarını bulmak değil, onların tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığını, hangi mücadelelerden geçtiğini ve hangi iktidar ilişkilerini taşıdığını göstermektir.
Foucault ve Marx
Foucault’nun Marx ile ilişkisi karmaşıktır. Foucault, kapitalizm, kurumlar, iktidar ve toplumsal düzen konularında Karl Marx sonrası eleştirel düşünceyle ilişkilidir; ancak klasik Marksist açıklamalara mesafelidir. Ona göre iktidar yalnızca ekonomik sınıf ilişkilerine indirgenemez.
Foucault, iktidarın devlet ve ekonomi dışında çok sayıda mikro ilişki içinde işlediğini vurgular. Hapishane, okul, hastane, aile, psikiyatri ve cinsellik gibi alanlar yalnızca ekonomik altyapının yansımaları değildir. Kendi özgül iktidar tekniklerine sahiptir.
Bu nedenle Foucault, Marksizmi tamamen reddeden bir düşünür olarak değil, iktidar analizini sınıf ve devlet merkezli açıklamaların ötesine taşıyan bir eleştirmen olarak okunmalıdır.
Foucault ve Hapishane Eleştirisi
Foucault’nun hapishane eleştirisi modern ceza sisteminin insani görünümünü sorgular. Modern toplum, işkence ve halka açık infazlardan uzaklaşarak hapishaneyi daha uygar bir ceza biçimi olarak sunmuştur. Foucault ise hapishanenin yalnızca şiddetin azalması değil, iktidarın biçim değiştirmesi olduğunu savunur.
Hapishane bireyi kapatır, izler, sınıflandırır, değerlendirir ve dönüştürmeye çalışır. Suç artık yalnızca yasa ihlali olarak değil, bireyin karakteri, geçmişi, psikolojisi ve toplumsal konumu üzerinden açıklanır. Böylece suçlu, uzmanlık bilgisinin nesnesi haline gelir.
Foucault’nun hapishane analizi kriminoloji, hukuk sosyolojisi, ceza adaleti, gözetim çalışmaları ve insan hakları tartışmalarında hâlâ etkilidir. Ona göre hapishane başarısız olduğu halde varlığını sürdürür; çünkü yalnızca suçluluğu azaltmak için değil, suçluluğu tanımlamak, yönetmek ve toplumsal düzeni üretmek için de işlev görür.
Foucault ve Cinsellik
Foucault’nun cinsellik analizi modern toplumun en yaygın varsayımlarından birini sorgular: Modern toplumun cinselliği bastırdığı ve özgürleşmenin cinselliği konuşmakla mümkün olduğu düşüncesi. Foucault’ya göre modern toplum cinsellik hakkında susmamış; tam tersine cinsellik hakkında çok fazla konuşmuştur.
Çocuk cinselliği, eşcinsellik, sapkınlık, evlilik, doğurganlık, nüfus, aile sağlığı ve cinsel kimlik gibi alanlar tıp, psikiyatri, hukuk, din ve eğitim tarafından sürekli incelenmiştir. Cinsellik, modern bireyin kimliğini tanımlayan merkezî bir hakikat alanına dönüşmüştür.
Bu analiz, toplumsal cinsiyet ve queer teori üzerinde büyük etki yaratmıştır. Foucault, cinsel kimliklerin doğal ve değişmez özler olarak değil, tarihsel söylemler ve iktidar ilişkileri içinde oluşan kategoriler olarak incelenmesine zemin hazırlamıştır.
Foucault ve Hakikat
Foucault’nun hakikat anlayışı çoğu zaman yanlış anlaşılır. O, hakikatin hiçbir anlamı olmadığını veya her şeyin uydurma olduğunu söylemez. Onun asıl ilgisi, hakikatin hangi kurumlar, söylemler, yöntemler ve iktidar ilişkileri içinde üretildiğidir.
Foucault “hakikat rejimi” kavramıyla her toplumun neyin doğru sayılacağını belirleyen kurumlara ve pratiklere sahip olduğunu anlatır. Bilimsel kurumlar, mahkemeler, medya, eğitim sistemi, uzmanlık alanları ve devlet belgeleri hakikat üretiminde rol oynar.
Bu yaklaşım, hakikati reddetmek değil, hakikatin toplumsal üretim koşullarını analiz etmektir. Foucault’nun katkısı, doğru kabul edilen bilgilerin hangi iktidar ilişkileriyle birlikte işlediğini sormasıdır. Bu nedenle onun düşüncesi günümüzde medya, bilim, sağlık, hukuk ve veri politikaları tartışmalarında önemini korur.
Foucault’ya Eleştiriler
Foucault çok etkili olduğu kadar yoğun biçimde eleştirilen bir düşünürdür. İlk eleştiri, onun hakikat ve normatif ölçütler konusunda belirsiz kaldığı yönündedir. Foucault kurumları ve iktidar ilişkilerini eleştirir; ancak hangi ilkelere dayanarak eleştirdiğini açıkça belirtmediği söylenir.
İkinci eleştiri, Foucault’nun iktidarı çok yaygın ve her yerde işleyen bir şey olarak tanımlamasının direniş imkânlarını zayıflattığı yönündedir. Eğer iktidar her yerdeyse, ona karşı özgürlük nasıl mümkün olacaktır? Foucault buna iktidarın olduğu her yerde direnişin de olduğunu söyleyerek cevap verir; ancak bu cevap bazı eleştirmenlere göre yeterince sistematik değildir.
Üçüncü eleştiri, tarihsel çalışmalarının seçici olduğu ve bazı dönemleri aşırı genelleştirdiği iddiasıdır. Özellikle Deliliğin Tarihi ve Disiplin ve Ceza tarihçiler tarafından bazı yönleriyle tartışılmıştır. Foucault’nun metinleri klasik tarihçilikten çok, eleştirel tarihsel problem kurma biçimi olarak okunmalıdır.
Dördüncü eleştiri, Foucault’nun modern kurumları çok karanlık gösterdiği yönündedir. Hastane, okul, hukuk ve psikiyatri yalnızca disiplin ve iktidar aracı değildir; aynı zamanda bakım, eğitim, hak koruma ve iyileşme imkânları da sunabilir. Foucault’nun katkısı bu kurumları tamamen reddetmek değil, onların görünmeyen iktidar boyutlarını açığa çıkarmaktır.
Foucault Hakkında Sık Yapılan Yanlış Yorumlar
“Foucault Hakikati Reddeder”
Bu yaygın ama eksik bir yorumdur. Foucault hakikatin varlığını basitçe reddetmez. O, hakikatin hangi kurumlar, söylemler ve iktidar ilişkileri içinde üretildiğini inceler. Foucault için mesele “hiçbir şey doğru değildir” değil, “doğru dediğimiz şeyler hangi tarihsel koşullarda doğru kabul edilir?” sorusudur.
“Foucault Her Şeyi İktidara İndirger”
Foucault iktidarı çok merkezi bir kavram olarak kullanır; ancak her şeyi kaba baskıya indirgemez. Onun iktidar anlayışı üretken, ilişkisel ve yaygın bir ağdır. İktidar bilgi üretir, kurumlar kurar, özne biçimleri yaratır. Bu nedenle Foucault’nun iktidar kavramı klasik baskı anlayışından çok daha karmaşıktır.
“Foucault Postmodernisttir ve Bilime Karşıdır”
Foucault çoğu zaman postmodernizmle ilişkilendirilir; fakat bilime basitçe karşı değildir. O, bilimsel bilginin tarihsel ve kurumsal koşullarını inceler. Tıp, psikiyatri veya insan bilimleri üzerine eleştirisi, bilgi üretiminin iktidar ilişkilerinden bağımsız olmadığını göstermeye yöneliktir.
“Foucault Yalnızca Hapishanelerle İlgilenmiştir”
Foucault hapishane üzerine çok etkili bir eser yazmıştır; ancak çalışmaları çok daha geniştir. Delilik, klinik, dil, insan bilimleri, cinsellik, nüfus, yönetimsellik, etik ve antik felsefe onun temel çalışma alanları arasındadır.
“Foucault Özgürlük Fikrine Yer Vermez”
Foucault’nun erken ve orta dönem eserleri daha çok iktidar analizleriyle tanınır. Ancak geç döneminde özgürlük, etik ve kendilik pratikleri önemli hale gelir. Foucault için özgürlük, iktidarın tamamen dışında bir alan değil, iktidar ilişkileri içinde farklı davranma ve kendini dönüştürme imkânıdır.
Foucault Bugün Neden Hâlâ Okunuyor?
Foucault bugün hâlâ okunuyor çünkü modern kurumlar hakkındaki soruları güncelliğini koruyor. Dijital gözetim, biyometrik veri, sağlık politikaları, psikiyatrik tanılar, hapishane sistemi, okul disiplini, algoritmik yönetim, sosyal medya denetimi, cinsellik politikaları ve kimlik tartışmaları Foucault’nun kavramlarıyla yeniden düşünülebiliyor.
Özellikle veri çağında Foucault’nun gözetim ve normalleştirme analizleri yeni anlamlar kazanmıştır. Günümüzde insanlar yalnızca devlet tarafından değil, platformlar, şirketler, algoritmalar, sağlık uygulamaları ve dijital izleme sistemleri tarafından da ölçülür, sınıflandırılır ve yönlendirilir. Bu durum Foucault’nun panoptikon, disiplin ve biyopolitika kavramlarını güncel hale getirir.
Aynı şekilde cinsellik, beden, kimlik ve özneleşme tartışmaları da Foucault’nun mirasını sürdürür. Modern birey kendisini hangi kategoriler içinde tanır? Bu kategoriler özgürleştirici midir, sınırlayıcı mıdır, yoksa ikisi birden midir? Foucault’nun düşüncesi bu soruları sormak için güçlü bir araç sağlar.
Foucault’nun Kısa Özeti
Michel Foucault, 1926’da Poitiers’de doğmuş, 1984’te Paris’te ölmüş Fransız filozof ve düşünce tarihçisidir. Modern toplumlarda bilgi, iktidar, kurumlar, disiplin, gözetim, cinsellik ve özneleşme süreçlerini incelemiştir. Collège de France’ta Düşünce Sistemleri Tarihi kürsüsünde ders vermiştir.
Foucault’nun en önemli eserleri arasında Deliliğin Tarihi, Kliniğin Doğuşu, Kelimeler ve Şeyler, Bilginin Arkeolojisi, Disiplin ve Ceza ve Cinselliğin Tarihi yer alır. Düşüncesi arkeoloji, soybilim, iktidar-bilgi, söylem, panoptikon, disiplin, biyopolitika, yönetimsellik ve kendilik teknolojileri kavramları etrafında şekillenmiştir.
Foucault’nun temel katkısı, modern kurumların yalnızca özgürleştirici değil, aynı zamanda sınıflandırıcı, gözetleyici ve özne üretici olduğunu göstermesidir. Bu nedenle Foucault, modern dünyayı anlamak için en önemli eleştirel düşünürlerden biri kabul edilir.
Sonuç: Foucault Modernliğin Gizli Mekanizmalarını Görünür Kılan Düşünürdür
Michel Foucault, modern düşüncenin en sarsıcı figürlerinden biridir. Onun önemi, yalnızca bazı kavramlar üretmesinde değil, modern dünyanın kendisini anlatma biçimini değiştirmesindedir. Foucault bize modern kurumlara yalnızca ilerleme, akıl ve özgürlük açısından değil; gözetim, sınıflandırma, disiplin, bilgi üretimi ve özneleşme açısından da bakmayı öğretir.
Foucault’nun düşüncesi kolay değildir. Çünkü alışılmış ahlaki ve politik kategorileri basitleştirmez. Devleti tek iktidar kaynağı olarak görmez. Bilimi saf ve iktidardan bağımsız kabul etmez. Bireyi tarihin dışında özgür bir öz olarak düşünmez. Bunun yerine, bilgi, iktidar ve öznenin tarihsel olarak birlikte oluştuğunu gösterir.
Bu nedenle Foucault’yu okumak, yalnızca geçmiş kurumları anlamak değildir. Bugünün hastanelerini, okullarını, hapishanelerini, medya düzenini, veri sistemlerini, kimlik kategorilerini, sağlık politikalarını ve cinsellik tartışmalarını daha eleştirel biçimde görmektir. Foucault’nun kalıcı etkisi buradadır: Bize en doğal görünen şeylerin bile tarihsel olarak kurulmuş olduğunu hatırlatır.
Kaynakça
- Britannica. (2026). Michel Foucault. Encyclopaedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Michel-Foucault
- Collège de France. (n.d.). Biography and publications: Michel Foucault. Retrieved May 9, 2026, from https://www.college-de-france.fr/en/chair/michel-foucault-history-of-systems-of-thought-statutory-chair/biography
- Collège de France. (n.d.). Michel Foucault: History of systems of thought. Retrieved May 9, 2026, from https://www.college-de-france.fr/en/chair/michel-foucault-history-of-systems-of-thought-statutory-chair
- Foucault, M. (1965). Madness and civilization: A history of insanity in the age of reason (R. Howard, Trans.). Pantheon Books.
- Foucault, M. (1970). The order of things: An archaeology of the human sciences. Pantheon Books.
- Foucault, M. (1972). The archaeology of knowledge. Pantheon Books.
- Foucault, M. (1973). The birth of the clinic: An archaeology of medical perception. Pantheon Books.
- Foucault, M. (1977). Discipline and punish: The birth of the prison. Pantheon Books.
- Foucault, M. (1978). The history of sexuality, volume 1: An introduction. Pantheon Books.
- Foucault, M. (1985). The history of sexuality, volume 2: The use of pleasure. Pantheon Books.
- Foucault, M. (1986). The history of sexuality, volume 3: The care of the self. Pantheon Books.
- Gutting, G., & Oksala, J. (2026). Michel Foucault. Stanford Encyclopedia of Philosophy. https://plato.stanford.edu/entries/foucault/
- Kelly, M. G. E. (n.d.). Michel Foucault. Internet Encyclopedia of Philosophy. https://iep.utm.edu/foucault/
- Oksala, J. (2007). How to read Foucault. W. W. Norton.
- Rabinow, P. (Ed.). (1984). The Foucault reader. Pantheon Books.
- Smart, B. (2002). Michel Foucault (2nd ed.). Routledge.
🗓️ Yayınlanma Tarihi: 19 Mayıs 2026
🔄 Son Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2026
🎯 Kimler için: Bu yazı, Michel Foucault’yu yalnızca adı sık geçen zor bir filozof olarak değil, modern toplumları anlamak için güçlü kavramlar geliştiren bir düşünür olarak tanımak isteyen okuyucular için hazırlanmıştır.
Felsefe öğrencileri için bu içerik, Foucault’nun temel eserlerini, yöntemlerini ve kavramlarını sistematik biçimde açıklar. Sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk, psikoloji, medya çalışmaları ve kültürel çalışmalarla ilgilenen okuyucular için Foucault’nun iktidar, bilgi, söylem, disiplin ve özne analizlerinin neden önemli olduğunu gösterir.
Genel okuyucu için temel mesaj şudur: Foucault, modern dünyanın yalnızca özgürlük ve ilerleme hikâyesiyle anlaşılamayacağını gösterir. Okuldan hastaneye, hapishaneden cinsellik söylemlerine, bilimden dijital gözetim tartışmalarına kadar birçok alanda, neyin normal ve doğru kabul edildiğini sorgulamak için hâlâ vazgeçilmez bir düşünürdür.

Invictus Wiki editoryal ekibini temsil eden kolektif bir yazarlık imzasıdır. IW imzasıyla yayımlanan içerikler; çok kaynaklı araştırma, editoryal inceleme ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hazırlanır.
