A
Abid (Ebediyet)
Zamanın ötesinde olma, başlangıcı ve sonu bulunmama durumudur. Teolojik felsefede Tanrı’nın niteliği olarak ele alınırken, ontolojide varlığın zamansal sınırlara tabi olmayan mutlak formunu ifade eder.
Ahlak (Moralite)
Bireyin ve toplumun davranışlarını düzenleyen, “iyi” ve “kötü” arasındaki ayrımı belirleyen kurallar bütünüdür. Etik disiplininin temel çalışma nesnesidir ve evrensel bir temele dayanıp dayanmadığı tartışmalıdır.
Aisthesis (Duyum)
Antik Yunan felsefesinde, dış dünyadan gelen verilerin duyular aracılığıyla algılanması sürecidir. Bilginin kaynağını duyumlarda bulan empirist gelenek için epistemolojik bir başlangıç noktasıdır.
Aitios (Nedenlik)
Bir olgunun meydana gelmesini sağlayan temel faktördür. Aristoteles’in “Dört Neden” kuramı (maddi, formel, fail ve ereksel) bu kavramın felsefe tarihindeki en güçlü analizidir.
Akan Zaman (Dinamizm)
Zamanın durağan bir yapı olmadığını, sürekli bir akış ve oluş halinde olduğunu savunan görüştür. Bergson’un “süre” kavramıyla yakından ilişkilidir ve varlığın statik değil, süreçsel olduğunu vurgular.
Aksiom (Belit)
Kanıtlanmaya gerek duyulmayacak kadar açık olan ve diğer tüm kanıtlamaların temeline yerleştirilen önermedir. Mantık ve matematikte doğruluğu peşinen kabul edilen başlangıç ilkeleridir.
Akıl (Logos / Ratio)
İnsanın kavrama, yargılama ve sonuç çıkarma yetisidir. Rasyonalist gelenek için akıl, yanılmaz bir bilgi kaynağıyken; eleştirel felsefe için sınırları çizilmesi gereken bir araçtır.
Aktüalite (Edimsellik)
Bir varlığın o andaki gerçekleşmiş, somut hali demektir. Potansiyel (gizilgüç) halindeki bir varlığın kuvveden fiile çıkmış, tamlığa erişmiş durumunu ifade eder.
Altyapı (Materyalizm)
Marksist felsefede, toplumun üretim ilişkilerini ve ekonomik yapısını tanımlayan kavramdır. Kültür, din ve hukuk gibi “üstyapı” unsurlarının belirleyicisi olarak kabul edilir.
Analitik (Çözümleme)
Bir kavramı veya önermeyi temel bileşenlerine ayırarak inceleme yöntemidir. Mantıksal pozitivizm ve dil felsefesinde, karmaşık ifadelerin doğruluğunu denetlemek için kullanılır.
Anoloji (Benzeşim)
İki farklı nesne veya kavram arasındaki benzerlikten yola çıkarak bilinmeyeni bilinen üzerinden açıklama yöntemidir. Özellikle metafizik çıkarımlarda ve teolojik argümanlarda sıkça başvurulan bir akıl yürütmedir.
Anomali (Aykırılık)
Bir kuramın veya paradigmanın açıklayamadığı, mevcut sistemin dışına taşan gözlem veya olgudur. Bilim felsefesinde Thomas Kuhn’a göre anomaliler, bilimsel devrimlerin öncüsüdür.
Antinomi (Çatışkı)
Aynı ölçüde doğru gibi görünen ancak birbirine zıt olan iki yasanın veya önermenin karşılaşmasıdır. Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi”nde evrenin başlangıcı ve sonu gibi konularda aklın düştüğü çıkmazları tanımlar.
Antropoloji (İnsanbilim)
İnsanın doğasını, varoluş amacını ve kültürle olan ilişkisini felsefi bir zeminde sorgulayan disiplindir. “İnsan nedir?” sorusu bu alanın merkezinde yer alır.
Apandis (Eklemleme)
Derrida gibi post-yapısalcı düşünürlerde, bir metnin veya düşüncenin asıl gövdesinden ayrılmayan ancak ona dışarıdan eklenen, anlamı tamamlayan veya dönüştüren unsurdur.
Apeiron (Sınırsızlık)
Anaksimandros’un “arkhe” (ilk ilke) olarak tanımladığı, belirsiz, sonsuz ve sınırsız olan tözdür. Her şeyin ondan çıktığı ve yine ona döneceği sonsuz bir kaynak olarak tasarlanmıştır.
Apodiktik (Zorunlu Kanıt)
İnkarı mantıksal olarak imkansız olan, kesin ve zorunlu geçerliliği bulunan önermedir. “Bir şey neyse odur” (özdeşlik) gibi önermeler apodiktik bilgiye örnektir.
Apolloncu (Düzenlilik)
Nietzsche’nin estetik kuramında kullandığı, ölçü, denge, akıl ve form ile özdeşleşen ilkedir. Karmaşayı temsil eden “Dionysosçu” ilkenin zıttıdır.
Apriori (Önsel)
Deneyden önce gelen, deneyime başvurmadan akıl yoluyla bilinen bilgidir. Matematiksel gerçeklikler ve mantık ilkeleri genellikle apriori olarak kabul edilir.
Aretē (Erdem)
Antik Yunan’da bir şeyin doğasına uygun olan en yüksek yetkinlik ve mükemmellik halidir. İnsan için aretē, aklın rehberliğinde gerçekleştirilen doğru eylemdir.
Arkhe (İlk İlke)
Evrenin hammaddesi, tüm varlıkların kendisinden türediği temel tözdür. Thales için su, Herakleitos için ateş olan bu kavram, felsefenin ilk ontolojik sorusudur.
Asketizm (Çilecilik)
Maddi zevklerden vazgeçerek, bedensel arzuları baskı altına alıp ruhsal yetkinliğe ulaşmayı hedefleyen yaşam felsefesidir. Stoacılıkta ve birçok mistik gelenekte temel bir disiplindir.
Ataraxia (Sarsılmazlık)
Ruhun her türlü tutku, korku ve endişeden arınmış, dingin ve dengeli olma halidir. Epikürosçular ve Şüpheciler için mutluluğun (Eudaimonia) en yüksek formudur.
Ateizm (Tanrıtanımazlık)
Evreni yaratan, yöneten veya müdahale eden bir Tanrı’nın varlığını reddeden düşünce sistemidir. Ontolojik bir inançsızlık değil, kanıtlanamamış bir varlık iddiasına yönelik reddiyedir.
B
Bağlam (Konseptüalizm)
Bir düşüncenin, kelimenin veya olayın anlam kazanmasını sağlayan çevre ve koşullar bütünüdür. Dil felsefesinde anlamın sadece kelimede değil, kullanıldığı bağlamda gizli olduğu savunulur.
Bağıntı (Relasyon)
İki veya daha fazla varlık, olay veya kavram arasındaki mantıksal veya fiziksel ilişkidir. Rasyonalistler bağıntıları aklın bir kurgusu olarak görürken, empiristler onları dış dünyadaki düzenin yansıması olarak ele alır.
Barbarlık (Kültür Karşıtlığı)
Felsefi anlamda, aklın ve hukukun egemen olmadığı, içgüdüsel ve yıkıcı yaşam biçimidir. Uygarlık teorilerinde, toplumların gelişim evrelerini tanımlamak için kullanılan karşıt bir kavramdır.
Batinilik (Ezoterizm)
Kutsal metinlerin ve hakikatlerin görünen yüzünün ötesinde, ancak özel bir eğitimle ulaşılabilecek gizli anlamlar taşıdığına olan inançtır. Bilginin sadece seçkin bir azınlığa açık olduğunu savunur.
Bedahat (Açıklık)
Bir düşüncenin kuşkuya yer bırakmayacak kadar net, belirgin ve doğrudan kavranabilir olmasıdır. Descartes felsefesinde doğru bilginin temel kriteridir.
Beşeri (İnsani)
Doğal veya ilahi olandan farklı olarak, insanın iradesi, emeği ve düşüncesiyle ortaya koyduğu her şeyi kapsar. Hümanist felsefede odağın doğadan insana kaymasını temsil eder.
Bilinç (Consciousness)
İnsanın kendisini, çevresini ve kendi zihinsel süreçlerini fark etme yetisidir. Fenomenolojide bilinç, her zaman bir şeye yönelmiş olan “yönelimsel” bir yapı olarak tanımlanır.
Bilgi (Episteme)
Öznede (süje) nesneye (obje) yönelerek kurulan, doğruluk ve hakikat iddiası taşıyan bağdır. Felsefe tarihinde bilginin kaynağı, sınırı ve imkanı en temel tartışma konularıdır.
Biliş (Cognition)
Algılama, bellek, muhakeme ve dil gibi zihinsel süreçlerin tamamını kapsayan öğrenme ve anlama faaliyetidir. Epistemolojinin psikolojik ve biyolojik temelleriyle ilgilenir.
Bireşim (Sentez)
Ayrı parçaların birleştirilerek yeni ve daha kapsamlı bir bütün oluşturulmasıdır. Hegelci diyalektikte tez ve antitezin çatışmasından doğan üst aşamadır.
Biyoetik (Canlı Etiği)
Tıp ve biyoloji alanındaki teknolojik gelişmelerin ahlaki boyutlarını inceleyen etik dalıdır. Genetik müdahaleler, ötenazi ve organ nakli gibi konuların ahlaki sınırlarını tartışır.
Bizzat (Kendinde Şey)
Kant’ın “Noumen” olarak adlandırdığı, duyularla algılanamayan, insan zihninin formlarına girmemiş, varlığın ham ve gerçek halidir. İnsan sadece fenomenleri (görünenleri) bilebilir, kendinde şeyi bilemez.
Boşluk (Vakum)
Atomcu felsefede (Demokritos), atomların hareket edebilmesi için gerekli olan maddesiz mekandır. Varlığın var olabilmesi için var-olmayanın (boşluğun) gerekliliğini savunur.
Bütünlük (Holizm)
Bir sistemin parçalarının ancak o sistemin bütünüyle olan ilişkisi içinde anlaşılabileceğini savunan görüştür. “Bütün, parçaların toplamından fazladır” ilkesine dayanır.
C
Causality (Nedensellik)
Her olayın kendisinden önce gelen bir veya birden fazla nedenin sonucu olduğunu savunan ilkedir. Determinizmin temelini oluşturan bu kavram, evrendeki düzenin rastlantısal değil, bir zincirleme bağlılık içinde gerçekleştiğini öne sürer.
Cebriye (Fatalizm)
İnsanın iradesinin olmadığını, tüm eylemlerinin önceden belirlenmiş bir kaderin (ilahi veya doğal) zorunlu sonucu olduğunu savunan felsefi ve teolojik akımdır. Özgür irade tartışmalarının en radikal ucunu temsil eder.
Cemaatçilik (Komüniteryanizm)
Bireyin kimliğinin ve ahlaki değerlerinin içinde yaşadığı toplum ve cemaat tarafından şekillendirildiğini savunan siyaset felsefesi akımıdır. Liberalizmin “atomize birey” anlayışına karşı ortak iyi ve toplumsal bağları vurgular.
Cevher (Töz/Substance)
Varlığını sürdürmek için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, değişen niteliklerin altında sabit kalan temel tözdür. Spinoza için cevher tek ve tanrısal iken, Descartes için zihin ve madde olmak üzere ikilidir.
Cezbe (Vecd)
İnsanın rasyonel bilincini aşarak ilahi veya mutlak olanla doğrudan, sezgisel bir birleşme yaşadığı trans halidir. Mistisizm ve tasavvuf felsefesinde hakikate ulaşmanın akıl dışı yolu olarak görülür.
Ciceronculuk (Hümanist Retorik)
Romalı düşünür Cicero’nun hitabet ve felsefeyi birleştiren tarzının takip edilmesidir. Rönesans döneminde bireyin kendini ifade etme gücünü ve sivil erdemi öne çıkaran bir eğitim felsefesi haline gelmiştir.
Cinnet-i Akliye (Rasyonel Delilik)
Aklın kendi sınırlarını aşarak mutlak bir tutarlılık arayışı içinde gerçeklikten kopması durumudur. Felsefi ironi olarak, sistem kurucu filozofların bazen kendi mantık örgülerine hapsolmalarını tanımlamak için kullanılır.
Cisimsellik (Materialitas)
Varlığın mekan kaplama, kütle ve uzam gibi fiziksel özelliklere sahip olma durumudur. Düalist felsefede ruhun (res cogitans) karşıtı olan maddeyi (res extensa) tanımlayan temel niteliktir.
Coşumculuk (Romantizm)
Aklın katı rasyonalizmine karşı duyguyu, hayal gücünü ve bireysel dehayla doğanın mistik birliğini savunan akımdır. Aydınlanma’nın mekanik evren modeline bir başkaldırı olarak doğmuştur.
Conatus (Varlık İradesi)
Spinoza felsefesinde, her varlığın kendi varlığını sürdürme yönündeki doğal çabası ve eğilimidir. Canlı cansız tüm varlıkların özündeki otonom güç ve yaşam enerjisi olarak tanımlanır.
Conceptualism (Kavramcılık)
Tümel kavramların (örneğin “insanlık”) ne nesnelerin içinde gerçek varlıklar olduğunu ne de sadece boş isimler olduğunu; bunların zihinde oluşmuş tasarımlar olduğunu savunan uzlaşmacı görüştür.
Consensus (Uzlaşım)
Bir toplulukta temel ilkeler veya doğrular üzerinde sağlanan genel mutabakattır. Siyaset felsefesinde meşruiyetin kaynağı olarak görülürken, bilim felsefesinde bir paradigmanın kabul görme kriteridir.
Cosmopolitizm (Dünya Yurttaşlığı)
Bireyin yerel veya ulusal aidiyetlerden ziyade tüm insanlığa ve evrensel değerlere ait olduğunu savunan görüştür. Kökenleri Stoacı felsefeye dayanır ve evrensel bir etik topluluğu düşler.
Culpability (Kusurluluk)
Bir eylemin ahlaki veya hukuki olarak sorumluluğunun bireye yüklenebilme derecesidir. Özgür irade ve niyet kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir; niyetin olmadığı yerde tam kusurluluktan söz edilemez.
Curiosity (Merak)
Felsefenin başlangıç motoru olarak kabul edilen, bilinmeyeni anlama ve gizemi çözme arzusudur. Aristoteles’e göre felsefe, insanın evren karşısındaki “hayreti” ve bu hayretten doğan merakla başlar.
Cüzi İrade (Sınırlı İrade)
İnsana verilen, seçenekler arasında tercih yapma gücüdür. Külli irade (mutlak irade) karşısında insanın ahlaki sorumluluğunu açıklamak için kullanılan kelam ve felsefe terimidir.
Cynicism (Kinizm)
Toplumsal değerleri, mülkiyeti ve yapay gelenekleri reddederek, doğaya uygun, sade ve bağımsız bir yaşamı savunan Antik Yunan okuludur. Erdemin tek yolunun her türlü dışsal bağımlılıktan kurtulmak olduğunu savunurlar.
Cyrénaïques (Kirene Okulu)
Hazzı yaşamın tek ve en yüksek amacı olarak gören felsefi akımdır. Gelecekteki belirsiz hazlar yerine, “şimdi ve burada” olan bedensel hazzın üstünlüğünü savunmuşlardır.
Cybernetics (Güdümbilim)
Canlı ve cansız sistemlerdeki kontrol, iletişim ve geri bildirim mekanizmalarını inceleyen disiplindir. Zihin-beden ilişkisine ve yapay zeka felsefesine modern bir bakış açısı getirir.
Cyprianism (Siyasal Teoloji)
Kilisenin ve dini otoritenin toplumsal birlik ve devlet yapısı üzerindeki kurucu rolünü savunan doktrindir. Dini hiyerarşinin sosyal düzenin teminatı olduğu fikrine dayanır.
Ç
Çağrışım (Assosiasyon)
Bir düşünce veya duyumun, benzerlik, zıtlık veya bitişiklik yoluyla başka bir düşünceyi zihne getirmesi sürecidir. Empirist psikolojide zihnin karmaşık fikirleri nasıl inşa ettiğini açıklar.
Çatışma (Conflict)
Diyalektik düşüncede ilerlemenin motoru olan karşıt güçlerin karşılaşmasıdır. Heraklitos’ta “her şeyin babası” olan bu kavram, Hegel ve Marx’ta tarihsel dönüşümün temel nedenidir.
Çekirdek Varlık (Ousia)
Bir nesneyi o nesne yapan, değişmeyen ve başka bir şeye indirgenemeyen özsel yapıdır. Aristoteles ontolojisinde kategorilerin ilki ve en önemlisi olan “töz”ü ifade eder.
Çelişmezlik İlkesi (Principle of Non-Contradiction)
Mantığın temel yasalarından biridir; bir şeyin aynı zamanda ve aynı şartlar altında hem kendisi hem de başkası olamayacağını belirtir.
Çevrecilik (Eko-felsefe)
İnsanın doğa üzerindeki egemenlik iddiasını sorgulayan, ekosistemin bütünlüğünü ve diğer canlıların ahlaki statüsünü merkeze alan etik yaklaşımıdır.
Çilecilik (Asketizm)
Ruhsal olgunluğa erişmek amacıyla bedensel arzuları dizginleme, acıya katlanma ve dünyevi zevklerden bilinçli olarak uzak durma pratiğidir. Bilgelik yolunda bedenin bir engel olarak görülmesinden doğar.
Çoğulculuk (Pluralizm)
Varlığın veya hakikatin tek bir ilkeye (monizm) indirgenemeyeceğini, birden fazla temel tözün veya doğru bakış açısının bir arada bulunduğunu savunan görüştür.
Çözümlemecilik (Analitik Felsefe)
Felsefi problemlerin temelinde dilin yanlış kullanımı olduğunu savunan ve karmaşık önermeleri mantıksal bileşenlerine ayırarak netleştirmeyi amaçlayan 20. yüzyıl akımıdır.
Çıkarım (Inference)
Eldeki mevcut bilgilerden veya öncüllerden yola çıkarak mantıksal bir sonuç çıkarma işlemidir. Tümdengelim ve tümevarım, bu işlemin en temel iki yöntemidir.
Çoğunlukçuluk (Majoritarianism)
Karar alma süreçlerinde sayısal çoğunluğun iradesinin mutlak kabul edilmesi gerektiğini savunan görüştür. Siyaset felsefesinde azınlık hakları ve “çoğunluğun tahakkümü” tartışmalarının odağındadır.
Çözülme (Dissolution)
Bir bütünün, sistemin veya tözün bileşenlerine ayrılarak formunu kaybetmesi sürecidir. Varlık biliminde oluşun (genesis) karşıtı olan yok oluş (phtora) evresini tanımlar.
Çizgisellik (Linearity)
Zamanın veya tarihin başlangıçtan sona doğru geri dönülemez ve tekrarlanamaz bir düz çizgi üzerinde ilerlediği anlayışıdır. Döngüsel zaman anlayışının (ebedi dönüş) zıttıdır.
Çifte Hakikat (Double Truth)
Aynı konuda dinin ve felsefenin farklı, hatta çelişen doğrular söyleyebileceğini ve her ikisinin de kendi alanında geçerli olduğunu savunan ortaçağ doktrinidir.
Çevrimsellik (Cyclicity)
Evrenin ve tarihin sürekli tekrarlanan döngülerden oluştuğunu savunan anlayıştır. Mevsimlerin döngüsü gibi, varlığın da bir başlangıç noktasına her seferinde geri döndüğünü öne sürer.
Çıkarsama (Deduction)
Genel bir kuraldan özel bir sonuca ulaşılan mantıksal yolculuktur. Eğer öncüller doğruysa ve mantık kuralları izlenmişse, sonucun yanlış olması imkansızdır.
Çokseslilik (Polyphony)
Fikir dünyasında farklı düşüncelerin, birbirini bastırmadan ve kendi özgünlüğünü koruyarak bir arada var olması durumudur. Diyalog felsefesinde hakikatin tekil değil, paylaşılan bir süreç olduğunu vurgular.
Çeşitlilik (Diversity)
Varlık alanındaki formların, türlerin ve düşüncelerin zenginliğini ifade eden ontolojik ve sosyal kavramdır. Evrenin statik bir bütün değil, dinamik ve heterojen bir yapı olduğunu savunur.
Çıplak Hayat (Zoē)
Agamben felsefesinde, politik bir kimliği veya hukuki koruması olmayan, sadece biyolojik varlığa indirgenmiş insan yaşamını tanımlayan kavramdır.
Çile (Trial)
Bireyin karakterinin, inancının veya sabrının test edildiği zorlu süreçtir. Varoluşçu felsefede insanın kendi sınırlarıyla tanıştığı ve özünü oluşturduğu kriz anlarını temsil eder.
Çerçeveleme (Framing)
Bir konunun sunuluş biçiminin, o konunun nasıl algılanacağını ve yorumlanacağını belirlemesi durumudur. Bilgi sosyolojisinde hakikatin sunumdan bağımsız olamayacağını anlatır.
D
Daimilik (Perennializm)
Hakikatin zaman ve mekandan bağımsız olarak evrensel ve değişmez olduğunu savunan görüştür. Eğitim felsefesinde, insanlığın biriktirdiği klasik değerlerin her çağda geçerli olduğunu vurgular.
Dasein (Orada-Varlık)
Heidegger felsefesinin temel kavramıdır; dünyada olduğunun bilincinde olan, kendi varoluşunu mesele edinen insan varlığını tanımlar. İnsanı statik bir nesne değil, bir “dünya-içinde-varlık” olarak ele alır.
Deizm (Yaradancılık)
Evreni tasarlayan ve yaratan bir Tanrı’nın varlığını kabul eden ancak bu Tanrı’nın vahiy, peygamber veya mucizeler yoluyla dünyaya müdahale etmediğini savunan akıldır. Akıl yoluyla ulaşılan bir Tanrı inancını esas alır.
Demokritosçu Atomculuk (Mekanik Materyalizm)
Evrenin bölünemez en küçük parçacıklar olan atomlardan ve boşluktan oluştuğunu savunan antik görüştür. Her türlü oluşumu atomların mekanik çarpışma ve birleşmelerine indirger.
Deontoloji (Ödev Etiği)
Bir eylemin ahlaki değerini, sonucuna bakmaksızın o eylemin bir göreve veya evrensel bir ahlak yasasına uygunluğuyla ölçen etik dalıdır. Kant’ın “kategorik imperatifi” bu alanın zirvesidir.
Despotizm (Mutlakıyetçilik)
Yöneticinin hiçbir yasa veya anayasal kısıtlama olmaksızın, tamamen kendi iradesiyle toplumu yönetmesidir. Siyaset felsefesinde özgürlüğün ve hukukun zıttı olarak konumlandırılır.
Determinizm (Belirlenimcilik)
Evrendeki her olayın, fiziksel yasalar çerçevesinde kendinden önceki nedenler tarafından zorunlu olarak belirlendiğini savunan görüştür. Bu anlayışta rastlantıya ve (radikal formunda) özgür iradeye yer yoktur.
Devinim (Hareket)
Bir varlığın bir durumdan diğerine, bir yerden başka bir yere geçiş sürecidir. Ontolojide “oluş” kavramıyla ilişkilidir; Aristoteles devinimi “potansiyelin aktüelliğe geçişi” olarak tanımlar.
Dışsalcılık (Externalizm)
Zihinsel durumların veya bilginin doğruluğunun, sadece zihnin içsel süreçleriyle değil, dış dünya ile olan ilişkisiyle belirlendiğini savunan epistemolojik yaklaşımdır.
Diyalektik (Karşıtların Birliği)
Düşüncenin veya tarihin çelişkiler yoluyla ilerleme yöntemidir. Antik çağda tartışma sanatı iken, Hegel’de tez-antitez-sentez süreciyle mutlak ruhun kendini açması, Marx’ta ise sınıfsal çatışmaların motorudur.
Diyonizyak (Dionysian)
Nietzsche’nin estetik kuramında Apolloncu düzenin zıttı olarak kullandığı; taşkınlık, esrime, içgüdü ve yaşamın kaotik yaratıcılığını temsil eden ilkedir.
Doğalcılık (Natüralizm)
Her şeyin doğa yasalarıyla açıklanabileceğini, doğaüstü hiçbir gücün veya tözün bulunmadığını savunan görüştür. Bilginin tek geçerli kaynağı olarak doğa bilimlerini görür.
Doğruluk (Truth)
Bir önermenin veya düşüncenin, yöneldiği nesne veya gerçeklik ile örtüşmesi durumudur. Felsefede “hakikat” ile sıklıkla karıştırılsa da doğruluk daha çok mantıksal ve önermesel bir niteliktir.
Dogmatizm (İnanççılık)
Eleştiriye ve sorgulamaya kapalı, doğruluğu kanıtlanmadan kabul edilen inanç ve ilkeler bütünüdür. Felsefi anlamda, aklın mutlak hakikate hiçbir kuşku duymadan ulaşabileceğine dair aşırı güvendir.
Doxa (Sanı)
Platon felsefesinde, duyusal dünyaya ait olan, kesinliği bulunmayan ve yanıltıcı olabilen yüzeysel bilgidir. Akılla ulaşılan kesin bilgi olan “Episteme”nin karşıtıdır.
Dualizm (İkicilik)
Varlığın birbirine indirgenemeyen iki temel tözden (genellikle madde ve ruh) oluştuğunu savunan görüştür. Descartes’ın “zihin-beden” ayrımı bu düşüncenin en bilinen formudur.
Duyumculuk (Sensualizm)
Tüm bilgilerin kaynağının duyular olduğunu ve zihinde duyulardan gelmemiş hiçbir içeriğin bulunamayacağını savunan empirist yaklaşımdır. Locke ve Condillac en önemli temsilcileridir.
Dünya Görüşü (Weltanschauung)
Bireyin veya bir toplumun evreni, hayatı ve insanı anlamlandırma biçimidir. Sadece entelektüel bir bakış değil, aynı zamanda değer yargılarını ve davranış kalıplarını belirleyen bütünsel bir çerçevedir.
Düşünce Deneyi (Gedankenexperiment)
Gerçek hayatta uygulanması imkansız veya zor olan bir senaryonun, zihinsel olarak kurgulanıp sonuçlarının mantıksal olarak analiz edilmesidir (Örn: Schrödinger’in Kedisi).
Düzen (Order)
Kaosun zıttı olarak, unsurların belirli bir kural, hiyerarşi veya yasa çerçevesinde bir arada bulunmasıdır. Kozmolojide evrenin rasyonel bir yapıda olduğunu ifade eder.
E
Ebedi Dönüş (Eternal Recurrence)
Nietzsche’nin zaman anlayışıdır; evrenin ve tüm olayların sonsuz bir döngü içinde, tıpkı olduğu gibi tekrar tekrar yaşanacağı düşüncesidir. Hayata verilen en büyük “evet”in testidir.
Egoizm (Bencillik)
Bireyin tüm eylemlerinin temel motivasyonunun kendi çıkarı ve mutluluğu olduğunu, olması gerektiğini savunan etik görüştür. Thomas Hobbes’un insan doğası analizinde merkezi rol oynar.
Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk)
İnsanın önce var olduğunu, kendi özünü ise yaptığı seçimlerle sonradan oluşturduğunu savunan akımdır. Özgürlük, kaygı, saçma ve sorumluluk temel kavramlarıdır.
Eklektisizm (Seçmecilik)
Farklı felsefi sistemlerden uygun görülen parçaların seçilerek yeni bir sentez oluşturulmasıdır. Özgün bir sistem kurmaktan ziyade mevcut öğretilerin en iyi yanlarını birleştirmeyi amaçlar.
Eleştirel Felsefe (Kritisizm)
Kant tarafından geliştirilen, aklın neleri bilebileceğini ve sınırlarının neler olduğunu sorgulayan yaklaşımdır. Dogmatizm ile şüphecilik arasında bir “orta yol” arayışıdır.
Emanetizm (Sudur Teorisi)
Varlığın, mutlak bir kaynaktan (Tanrı/Bir) taşarak, hiyerarşik katmanlar halinde aşağıya doğru yayıldığını savunan Plotinusçu görüştür. Işığın kaynaktan yayılması benzetmesiyle açıklanır.
Emansipasyon (Özgürleşme)
Bireyin veya bir toplumsal grubun kendisini baskılayan otoritelerden, geleneklerden veya yanlış bilinçten kurtularak kendi kaderini tayin etme gücünü kazanması sürecidir.
Emosyonizm (Duyguculuk)
Ahlaki yargıların nesnel gerçeklikler değil, sadece öznenin duygularını veya onayını/onaysızlığını ifade eden ünlemler olduğunu savunan etik görüştür.
Empirizm (Deneyimcilik)
Bilginin tek ve yegane kaynağının deneyim ve duyusal algı olduğunu savunan epistemolojik ekoldür. Zihnin doğuştan “boş bir levha” (tabula rasa) olduğunu ileri sürer.
Entelektüalizm (Anlıkçılık)
İnsanın ahlaki ve zihinsel gelişiminde aklın ve bilginin mutlak üstünlüğünü savunan görüştür. Sokrates’e göre “hiç kimse bilerek kötülük yapmaz”, yani erdem bilgidir.
Entitativizm (Nesnellik)
Toplumsal grupların veya kavramların sadece birer isim değil, kendine has bir gerçekliği olan “nesneler” gibi ele alınması eğilimidir.
Epifenomenalizm (Gölge-Olay)
Zihinsel süreçlerin fiziksel süreçlerin (beyin faaliyetlerinin) bir yan ürünü olduğunu ancak fiziksel dünya üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığını savunan zihin felsefesi görüşüdür.
Epistemoloji (Bilgi Felsefesi)
Bilginin kaynağını, doğasını, sınırlarını, doğruluğunu ve imkanını inceleyen felsefe disiplinidir. “Neyi, ne kadar bilebiliriz?” sorusuna yanıt arar.
Epokhe (Yargının Askıya Alınması)
Şüphecilerde ve fenomenolojide (Husserl), dış dünyaya dair her türlü yargıyı, ön kabulü ve inancı paranteze alarak nesnenin özüne ulaşma yöntemidir.
Erdem Etiği (Virtue Ethics)
Ahlakın merkezine eylemin sonucunu veya kuralları değil, eylemi gerçekleştiren kişinin karakterini ve erdemli olma halini koyan yaklaşımdır. Aristoteles temel temsilcisidir.
Erekbilim (Teleoloji)
Doğadaki ve evrendeki süreçlerin belirli bir amaca veya sona (telos) doğru yöneldiğini savunan görüştür. Her şeyin bir “niçin”i olduğu fikrine dayanır.
Eristik (Tartışmacılık)
Hakikati bulmaktan ziyade, tartışmada ne pahasına olursa olsun galip gelmeyi amaçlayan hitabet ve mantık sanatıdır. Genellikle Sofistlerle ilişkilendirilen bir yöntemdir.
Esansiyalizm (Özcülük)
Varlıkların değişmeyen, onları oldukları şey yapan sabit bir “öz”e sahip olduklarını savunan görüştür. Varoluşçuluğun tam zıttı bir konumdadır.
Estetik (Sanat Felsefesi)
Güzelliğin doğasını, sanatın anlamını, beğeni yargılarını ve sanat yapıtının varoluşsal statüsünü inceleyen felsefe dalıdır. Duyusal algının bilgisi olarak da tanımlanır.
Etik (Ahlak Felsefesi)
İnsan eylemlerinin ahlaki temelini, “iyi” ve “kötü” kavramlarını, ahlak yasalarının kaynağını ve bireysel/toplumsal sorumluluğu sorgulayan felsefe disiplinidir.
Eudaimonia (Mutluluk/Esenlik)
Antik Yunan’da hayatın nihai amacı olarak görülen, sadece anlık haz değil, insanın potansiyelini gerçekleştirmesiyle ulaşılan en yüksek “iyi” ve ruhsal doygunluk halidir.
Evrensellik (Universality)
Bir ilkenin, yasanın veya kavramın zaman ve mekandan bağımsız olarak herkes ve her yer için geçerli olma durumudur. Özellikle etik ve mantık ilkeleri için talep edilen bir niteliktir.
F
Fail (Agen)
Bir eylemi gerçekleştiren, başlatan ve o eylemin sonuçlarından sorumlu olan öznedir. Etik ve hukuk felsefesinde, bir eylemin “faili” olmak, özgür irade ve bilinçli tercih şartına bağlıdır.
Fakirlik (Ontolojik Yoksunluk)
Varlık biliminde, bir varlığın kendi başına yeterli olmaması ve varlığını sürdürmek için başka bir nedene (Genellikle Tanrı’ya) muhtaç olması durumudur. İslam felsefesinde “imkan” kavramıyla ilişkilendirilir.
Falsifizasyonizm (Yanlışlamacılık)
Karl Popper tarafından geliştirilen bilim felsefesi ilkesidir. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için onun doğrulanabilir değil, deneyle yanlışlanabilir olması gerektiğini savunur. Bilim, mutlak doğruları biriktirmek değil, yanlışları eleyerek ilerlemektir.
Fanatizm (Bağnazlık)
Bir düşünceye, inanca veya ideolojiye, eleştirel süzgeci tamamen kapatarak, aşırı ve körü körü bağlılık duyma halidir. Felsefi şüphenin ve diyaloğun önündeki en büyük engel olarak kabul edilir.
Fantezi (Hayal Gücü)
Zihnin mevcut gerçeklikten bağımsız olarak yeni imgeler, dünyalar ve olasılıklar tasarlama yetisidir. Estetik felsefesinde yaratıcılığın kaynağı, epistemolojide ise hipotez kurmanın ön basamağıdır.
Fatalizm (Kadercilik)
Gelecekteki tüm olayların kaçınılmaz bir şekilde önceden belirlendiğini ve insanın bu gidişatı değiştirmek için yapabileceği hiçbir şey olmadığını savunan öğretidir. Determinizmden farkı, belirlenimi doğa yasalarına değil, ilahi veya metafizik bir güce dayandırmasıdır.
Feminizm (Cinsiyet Adaleti)
Kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik haklarını savunan; felsefi düzlemde ise tarihin ve düşüncenin “eril” merkezli inşasını eleştiren akımdır. Bilgi ve ahlakın toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız olamayacağını vurgular.
Fenomen (Görüngü)
Duyular aracılığıyla algılanan, zihne görünen nesne veya olaydır. Kant felsefesinde, insan zihninin kalıplarına göre algıladığımız dünyayı ifade eder; “kendinde şey”in (noumen) karşıtıdır.
Fenomenoloji (Özbilim)
Edmund Husserl tarafından kurulan, nesnelerin zihne nasıl göründüğünü ve bu görünüşlerin ardındaki “özleri” inceleyen yöntemdir. Dış dünyayı paranteze alarak bilincin saf yapılarına odaklanır.
Fetişizm (Putlaştırma)
İnsanın kendi yarattığı bir nesneye veya kavrama, ona ait olmayan doğaüstü veya mutlak bir güç atfetmesi ve ona bağımlı hale gelmesidir. Marx felsefesinde “meta fetişizmi” olarak ekonomik bir boyut kazanır.
Fideizm (İnanççılık)
Dini hakikatlere akıl, mantık veya kanıt yoluyla değil, sadece iman yoluyla ulaşılabileceğini savunan görüştür. Aklın dini konularda yetersiz, hatta yanıltıcı olduğunu ileri sürer.
Fikir (İdea)
Zihinde tasarlanan soyut kavram veya nesnelerin zihinsel kopyasıdır. Platon’da nesnelerin asıl ve mükemmel formları iken, modern felsefede algılardan türetilen zihinsel içeriklerdir.
Filantropi (İnsanseverlik)
Bireyin kendi çıkarını gözetmeksizin, sadece insan sevgisi ve etik bir sorumlulukla başkalarının iyiliği için çalışmasıdır. Erdem etiğinde “yüce gönüllülük” ile bağdaştırılır.
Finalizm (Ereksellik)
Evrendeki her oluşumun ve hareketin önceden belirlenmiş bir amaca (telos) doğru yöneldiğini savunan görüştür. Mekanik açıklamaların aksine, doğada bir niyetlilik ve plan olduğunu iddia eder.
Finitizm (Sonluculuk)
Matematik ve felsefede, sonsuzluk kavramını reddederek sadece sonlu ve sayılabilir büyüklüklerin gerçek olduğunu savunan yaklaşımdır. Zihnin sonsuzu kavrayamayacağı ilkesine dayanır.
Fizikalizm (Maddecilik)
Zihinsel durumlar da dahil olmak üzere evrendeki her şeyin fiziksel özelliklere veya süreçlere indirgenebileceğini savunan görüştür. Ontolojik olarak maddenin dışında bir töz (ruh vb.) kabul etmez.
Fizyokrasi (Doğal Düzen)
Ekonomik refahın kaynağının sadece toprak ve tarım olduğunu, ekonominin de doğa yasaları gibi değişmez yasalarla yönetilmesi gerektiğini savunan 18. yüzyıl düşünce sistemidir.
Formalizm (Biçimcilik)
Bir şeyin değerini veya doğruluğunu, içeriğinden ziyade yapısı, formu ve mantıksal tutarlılığı ile ölçen yaklaşımdır. Sanatta üslubu, mantıkta ise sembolik dizilimi önce çıkarır.
Formel Mantık (Bimsel Mantık)
Düşüncenin içeriğiyle değil, çıkarımların doğruluğunu sağlayan kurallar ve kalıplarla ilgilenen mantık dalıdır. Doğru düşünmenin değişmez formlarını (özdeşlik, çelişmezlik vb.) inceler.
Fonksiyonalizm (İşlevselcilik)
Zihinsel durumları neyden yapıldıklarıyla (madde) değil, ne yaptıklarıyla (işlev) tanımlayan zihin felsefesi akımıdır. Zihni, girdileri çıktılara dönüştüren bir yazılım sistemi gibi ele alır.
G
Gayet (Erek/Hedef)
Bir eylemin veya oluşun yöneldiği nihai nokta, amaçtır. Aristoteles’in dört nedeninden biri olan “ereksel neden”i ifade eder. Varlığın tamamlanma ve yetkinleşme durağıdır.
Gayya (Karanlık/Hiçlik)
Metafizik bir metafor olarak, varlığın ışığından yoksun olan, belirsizliğin ve karmaşanın hüküm sürdüğü “yokluk” kuyusunu temsil eder. Varlık felsefesinde ışığın (nur) karşıtıdır.
Geçerlilik (Validity)
Mantıkta bir çıkarımın, öncüllerden sonuca mantıksal kurallar çerçevesinde hatasız bir şekilde ulaşması durumudur. Öncüller yanlış olsa bile çıkarım “geçerli” olabilir; geçerlilik yapıyla ilgilidir.
Gelenekçilik (Tradisyonalizm)
Kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal değerlerin, kurumların ve inançların aklın bireysel kurgularından daha üstün ve güvenilir olduğunu savunan muhafazakar felsefedir.
Genelleme (Generalization)
Tikel (özel) gözlemlerden yola çıkarak, o sınıfa ait tüm nesneler için geçerli olacak tümel bir yargıya varma işlemidir. Tümevarımsal yöntemin temel mekanizmasıdır.
Gerçekçilik (Realizm)
Dış dünyanın ve nesnelerin, insan zihninden ve algısından bağımsız olarak var olduğunu savunan görüştür. Kavram realizminde ise tümel kavramların (örn: iyilik) gerçek birer varlık olduğu iddia edilir.
Gerçeklik (Reality)
Zihinden bağımsız olarak var olan her şeyin toplamıdır. “Düşünce” veya “hayal” olanın aksine, somut ve nesnel dünyada karşılığı bulunan varoluş halidir.
Gerekçelendirme (Justification)
Bir inancın veya önermenin doğru kabul edilebilmesi için sunulan mantıksal temeller, kanıtlar ve nedenlerdir. Epistemolojide bilginin “gerekçelendirilmiş doğru inanç” olduğu savunulur.
Gereklilik (Necessity)
Başka türlü olması mantıksal veya fiziksel olarak imkansız olan durumdur. Zorunluluğu ifade eder. “Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir” önermesi matematiksel bir gerekliliktir.
Gezginci Okul (Peripatetikler)
Aristoteles’in Atina’daki okuludur. Derslerin yürüyerek işlenmesi geleneğinden dolayı bu ismi almıştır. Mantık, doğa bilimleri ve etik odaklı bir sistem geliştirmişlerdir.
Gizemcilik (Mistisizm)
Hakikate akıl ve duyularla değil, sezgi, keşif ve doğrudan kalp gözüyle ulaşılabileceğini savunan görüştür. Kelimelerle ifade edilemeyen “yaşantısal” bir bilgiyi esas alır.
Görecilik (Relativizm)
Doğruluğun, ahlakın veya değerlerin mutlak olmadığını; kişiye, topluma veya zamana göre değiştiğini savunan görüştür. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” (Protagoras) sözüyle özetlenir.
Gözlem (Observation)
Dış dünyadaki olayları veya nesneleri, duyu organları ya da araçlar yardımıyla, bir plan çerçevesinde inceleme sürecidir. Bilimsel yöntemin veri toplama aşamasıdır.
Güç İradesi (Wille zur Macht)
Nietzsche felsefesinin kalbidir. Her canlı varlığın sadece hayatta kalmak değil, kendi gücünü artırmak, egemen olmak ve yaratmak yönündeki temel itkisidir. Evrenin dinamik özüdür.
Güdümbilim (Cybernetics)
Karmaşık sistemlerdeki iletişim ve kontrol mekanizmalarını inceleyen disiplindir. Zihin-beden etkileşimini ve yapay zeka sistemlerinin felsefi altyapısını anlamada kullanılır.
Gülünçlük (Absürdizm)
Dünyanın rasyonel bir anlamı olduğuna dair insan arayışı ile evrenin bu arayışa verdiği “sessizlik” ve anlamsızlık arasındaki çelişkidir. Camus ve Beckett bu kavramı varoluşun merkezine koyar.
Güzellik (Beauty)
Beğeni yargısı uyandıran, orantı, uyum ve bütünlük taşıyan niteliktir. Estetik felsefesinde güzelliğin nesnel (nesnenin yapısında) mi yoksa öznel (izleyicinin gözünde) mi olduğu tartışılır.
Gnostisizm (Bilgicilik)
Kurtuluşun sadece gizli ve tanrısal bir bilgiye (gnosis) sahip olmakla mümkün olduğunu savunan mistik ve felsefi akımdır. Maddi dünyayı kötü, ruhu ise bir hapishane olarak görürler.
Görgül Bilgi (A Posteriori)
Sadece deney ve tecrübe yoluyla elde edilen bilgidir. “Su 100 derecede kaynar” bilgisi, ancak deneylendikten sonra doğrulanabildiği için görgüldür.
Görüş (Opinion)
Kesin bir kanıta dayanmayan, bireysel eğilimlere ve izlenimlere dayanan yargıdır. Felsefi anlamda, sağlam temellere oturtulmamış, değişebilir düşünceleri ifade eder.
H
Habitus (Yatkınlık)
Bireyin toplumsal yapı içerisinde edindiği, düşünce ve eylem biçimlerini belirleyen kalıcı eğilimler ve alışkanlıklar bütünüdür. Pierre Bourdieu tarafından geliştirilen bu kavram, toplumsal yapının bireyin bedeninde ve zihninde nasıl içselleştiğini açıklar.
Haeceitas (Bunalık/Bu-luk)
Skolastik felsefede, bir varlığı genel bir türün üyesi olmaktan çıkarıp onu “bu” belirli varlık yapan tekillik ilkesidir. Bir insanı “insanlık” genelinden ayıran ve onu “o kişi” yapan özgün niteliktir.
Hakkaniyet (Equity)
Yasaların katı ve genel uygulanmasının yaratabileceği adaletsizlikleri önlemek amacıyla, somut durumun özelliklerini gözeten adalet anlayışıdır. Yazılı yasadan ziyade, vicdani ve doğal adaletin uygulanmasını temsil eder.
Hakikat (Truth/Reality)
Bir düşüncenin veya önermenin nesnel gerçeklikle tam örtüşmesi ve yanılsamadan uzak olma durumudur. Felsefede “doğruluk” teknik bir uygunluğu ifade ederken, hakikat daha geniş bir varoluşsal ve metafiziksel anlam taşır.
Haliç (Boşluk/Uçurum)
Ontolojide varlık ve yokluk arasındaki geçiş bölgesini veya iki farklı töz (zihin ve madde gibi) arasındaki aşılamaz mesafeyi tanımlamak için kullanılan metaforik kavramdır.
Ham Sanat (Art Brut)
Kültürel ve sanatsal kalıplardan bağımsız, ham ve saf yaratıcılığın ürünü olan eserleri tanımlayan estetik terimdir. Felsefi olarak, medeniyetin baskılamadığı insan ruhunun doğrudan dışavurumu olarak ele alınır.
Haset (Ahlaki Çürüme)
Etik felsefesinde, başkasının sahip olduğu bir “iyi”yi sadece istemek değil, onun yok olmasını dilemekle karakterize edilen negatif duygudur. Erdem etiğinde karakterin bütünlüğünü bozan en temel kusurlardan biri kabul edilir.
Hayret (Thaumazein)
Platon ve Aristoteles’e göre felsefenin başlangıç noktasıdır. Evrenin düzeni ve varlığın gizemi karşısında duyulan şaşkınlık ve merak hissidir. Bu hayret, insanı “neden?” sorusunu sormaya ve felsefi sorgulamaya iter.
Hazin (Trajik)
İnsanın aşamayacağı bir kadere veya çatışmaya karşı verdiği onurlu ama yenilgiyle sonuçlanan mücadelesini ifade eden estetik ve varoluşsal kavramdır. Çözümü olmayan ahlaki ikilemleri tanımlar.
Hedonizm (Hazcılık)
Yaşamın yegane amacının ve en yüksek iyinin “haz” olduğunu savunan etik görüştür. Epikürosçu anlamda acıdan kaçınma ve dinginlik iken, Kirene okulunda doğrudan bedensel zevklerin maksimizasyonu olarak tanımlanır.
Hegemonya (Üstünlük/Önderlik)
Bir toplumsal sınıfın veya grubun, sadece zor kullanarak değil, rıza inşa ederek ve kendi dünya görüşünü toplumun tamamına “doğal bir gerçeklik” gibi kabul ettirerek kurduğu egemenliktir.
Helegog (Kılavuz)
İnsanı karanlıktan aydınlığa, cehaletten bilgiye götüren rehber figürdür. Platon’un mağara alegorisinde, tutsakları zincirlerinden kurtarıp dışarıdaki güneşe (hakikate) taşıyan gücü temsil eder.
Heliocentrism (Güneş Merkezlilik)
Evrenin veya güneş sisteminin merkezinde dünyanın değil, güneşin bulunduğunu savunan görüştür. Kopernik Devrimi ile başlayan bu süreç, insanın evrendeki merkezi konumunu sarsarak modern bilimin kapısını açmıştır.
Hemfikirlik (Consensus)
Bir önermenin veya değerin doğruluğunun, tüm rasyonel öznelerin o konuda fikir birliğine varmasıyla temellendirilmesidir. Hakikatin öznelerarası bir uzlaşım süreci olduğunu savunur.
Hermeneutik (Yorum bilgisi)
Metinlerin, sanat eserlerinin veya insan eylemlerinin anlamını anlama ve yorumlama sanatıdır. Başlangıçta kutsal metin yorumculuğu iken, Heidegger ve Gadamer ile birlikte “anlamanın” kendisini inceleyen felsefi bir disipline dönüşmüştür.
Heteronomi (Dış-Yasalılık)
Bireyin eylemlerinin kendi özgür iradesiyle değil, dışarıdan gelen bir otorite, içgüdü veya gelenek tarafından belirlenmesi durumudur. Kant felsefesinde “Otonomi”nin zıttıdır.
Hevâ (Heves/Arzu)
İnsanın akıl ve mantık süzgecinden geçmemiş, sadece anlık istek ve iştahlarına dayanan eğilimleridir. Ahlak felsefesinde iradenin zayıflığını ve nefsin kontrolsüzlüğünü ifade eder.
Hezelyan (Hiciv/Alay)
Ciddi felsefi konuların veya toplumsal tabuların ironi ve mizah yoluyla eleştirilmesidir. Sokratik ironi ile akraba olan bu yöntem, muhatabını düşünmeye sevk etmek için çelişkileri alaya alır.
Hiçlik (Nihil)
Varlığın mutlak yokluğu veya anlamın tamamen yitirilmesi durumudur. Ontolojide “Neden hiçbir şey yok da bir şey var?” sorusuyla tartışılırken, varoluşçulukta insanın dünya karşısındaki anlamsızlık boşluğunu tanımlar.
Hilemorfizm (Madde-Form Kuramı)
Aristoteles’in her varlığın “madde” (hyle) ve “form”dan (morphe) oluştuğunu savunan doktrinidir. Madde varlığın potansiyelini, form ise o varlığı belirli bir şey yapan aktüel özünü temsil eder.
I
Iskat (Eleme/Düşürme)
Hatalı veya geçersiz olan düşüncelerin mantıksal bir süzgeçten geçirilerek sistemden uzaklaştırılmasıdır. Hakikate ulaşmak için “yanlış olanı ayıklama” yöntemini temsil eder.
Ittisâl (Bitişme/Birleşme)
Bireysel aklın, faal akıl veya mutlak hakikat ile kurduğu doğrudan ve kesintisiz bağdır. Özellikle Meşşai ve İşraki felsefede, bilginin en üst aşaması olan “aydınlanma” anını tanımlar.
Irrasyonalizm (Akıldışıcılık)
Gerçekliğin veya hakikatin akıl, mantık ve rasyonel yöntemlerle kavranamayacağını savunan görüştür. Duygu, sezgi, irade veya mistik tecrübenin akıldan daha üstün olduğunu ileri sürer.
Ism (İsimcilik/Nominalizm)
Tümel kavramların (örneğin “insanlık”) dış dünyada gerçek bir karşılığı olmadığını, bunların sadece benzer nesneleri gruplandırmak için kullanılan boş isimlerden ibaret olduğunu savunan görüştür.
İ
İçkinlik (Immanence)
Bir ilkenin, gücün veya Tanrı’nın, yarattığı evrenin veya sistemin içinde olması, ondan ayrı olmaması durumudur. Spinoza’da Tanrı doğaya içkindir; doğanın kendisidir. “Aşkınlık” kavramının zıttıdır.
İçmâl (Özetleme)
Ayrıntılı ve dağınık olan bilgilerin temel ilkeler etrafında toplanarak özlü hale getirilmesidir. Felsefi sistemlerde karmaşıklığı basit ve kapsayıcı yasalara indirgeme çabasını ifade eder.
İdea (Fikir/Form)
Platon felsefesinde, duyusal dünyadaki nesnelerin asıl, mükemmel ve değişmez örnekleridir. Duyusal dünya ideaların soluk birer kopyasıdır. Modern felsefede ise zihinsel tasarım ve kavram anlamına gelir.
İdealizm (Fikircilik)
Varlığın temelinin düşünce, ruh veya bilinç olduğunu; dış dünyanın bu zihinsel süreçlerin bir ürünü veya yansıması olduğunu savunan görüştür. Maddenin bağımsız varlığını reddeder veya ikincil plana iter.
İdeoloji (Fikir Sistemi)
Bir toplumsal sınıfın veya grubun çıkarlarını yansıtan, dünyayı açıklayan ve eyleme yön veren düzenli fikirler bütünüdür. Marx’a göre bazen gerçekliği maskeleyen bir “yanlış bilinç” formudur.
İkicilik (Dualizm)
Varlığın veya gerçekliğin birbirine indirgenemeyen iki temel ilkeden (madde-ruh, iyi-kötü, özne-nesne) oluştuğunu savunan anlayıştır. Descartes’ın zihin ve bedeni iki ayrı cevher olarak görmesi en bilinen örneğidir.
İletişimsel Akıl (Communicative Reason)
Jürgen Habermas tarafından geliştirilen, hakikatin baskısız ve rasyonel bir tartışma ortamında, öznelerarası diyalog yoluyla inşa edildiğini savunan kavramdır. Stratejik aklın karşısında yer alır.
İlliyet (Neden-Sonuç İlişkisi)
Doğadaki olayların rastlantısal değil, bir neden-sonuç zinciriyle birbirine bağlı olması durumudur. Bilimin ve rasyonel düşüncenin temel varsayımıdır; her sonucun bir nedeni olduğu ilkesine dayanır.
İllüzyon (Yanılsama)
Duyuların veya zihnin, nesneleri olduklarından farklı algılamasıdır. Epistemolojide duyusal bilginin güvenilmezliğini kanıtlamak için kullanılan temel argümanlardan biridir.
İmkan (Olasılık/Mümkünlük)
Bir şeyin var olabilmesinin veya gerçekleşebilmesinin mantıksal ve fiziksel olarak engellenmemiş olması durumudur. Zorunluluk (vacib) ve imkansızlık (mümteni) arasındaki varlık kategorisidir.
İnancılık (Fideizm)
Hakikate akıl veya deneyle değil, sadece iman yoluyla ulaşılabileceğini; aklın dini ve metafizik konularda yetersiz olduğunu savunan doktrindir.
İndirgemecilik (Reductionism)
Karmaşık sistemleri veya olguları daha basit, temel bileşenlerine ayırarak açıklama eğilimidir. Örneğin, tüm zihinsel süreçlerin sadece nöro-kimyasal tepkimelere indirgenerek açıklanmasıdır.
İnsanbiçimcilik (Antropomorfizm)
Tanrı’ya, doğaya veya nesnelere insan formu, duygusu ve karakteri atfedilmesidir. Mitolojilerde ve erken dönem felsefelerinde evreni anlama biçimi olarak sıkça görülür.
İntisab (Ait Olma)
Bireyin bir felsefi ekole, geleneğe veya düşünce zümresine bağlanması, kendisini o bütünün bir parçası olarak tanımlamasıdır. Düşünce tarihinde ekollerin sürekliliğini sağlayan aidiyet duygusudur.
İrade (Will)
İnsanın belirli bir amaç doğrultusunda karar verme ve eyleme geçme gücüdür. Özgür irade tartışmaları, bu gücün dış etkilerden ne kadar bağımsız olduğu sorusu üzerine odaklanır.
İroniye (Sokratik Alay)
Muhatabının bildiğini sandığı konularda aslında hiçbir şey bilmediğini ona sorular sorarak gösterme yöntemidir. Bilgiye ulaşmak için önce “bilmediğini bilme” aşamasına geçişi sağlar.
İrtibat (Bağlantı)
Düşünceler veya nesneler arasındaki mantıksal, zamansal veya mekansal ilişkidir. Zihnin verileri bir araya getirerek bir sistem oluşturmasını sağlayan bağ kurma yetisidir.
İstidlâl (Çıkarım)
Eldeki mevcut öncüllerden veya verilerden mantık kurallarını kullanarak yeni bir yargıya ulaşma faaliyetidir. Tümdengelim (dedüksiyon) ve tümevarım (indüksiyon) bu işlemin yöntemleridir.
İşrakiyyun (Aydınlanmacılık)
Suhreverdi tarafından kurulan, hakikatin sadece akılla değil, ruhsal bir arınma sonrası gelen ilahi bir “ışık” (işrak) ve sezgi ile bilinebileceğini savunan doğu felsefesi ekolüdür.
İyicilik (Optimism)
Dünyanın mümkün olan dünyaların en iyisi olduğunu veya tarihin/evrenin sonunda mutlaka “iyi”nin hakim geleceğini savunan görüştür. Leibniz bu düşüncenin en önemli temsilcisidir.
K
Kader (Predestinasyon)
Olayların ve insan hayatının önceden belirlenmiş, değiştirilemez bir plana göre gerçekleştiği inancıdır. Felsefede özgür irade tartışmalarının merkezinde yer alan bu kavram, teolojide ilahi takdirle, seküler felsefede ise katı nedensellik ilkesiyle ilişkilendirilir.
Kaos (Karmaşa)
Evrenin düzenli halinden (Kozmos) önceki belirsiz, kuralsız ve şekilsiz durumudur. Modern bilim felsefesinde ise kaos, düzensizlik değil; içinde çok hassas bir düzen barındıran, başlangıç koşullarına aşırı bağlı karmaşık sistemleri tanımlar.
Karizma (Bağış)
Max Weber’in siyaset sosyolojisinde kullandığı, bir liderin sahip olduğuna inanılan olağanüstü, yarı-tanrısal veya büyüleyici güçtür. Geleneksel ve hukuki otoriteye karşı, meşruiyetini liderin kişisel “çekiminden” alan bir egemenlik türüdür.
Kategorik İmperatif (Koşulsuz Buyruk)
Immanuel Kant’ın etik felsefesinin temel taşıdır. Bir eylemin ahlaki değerinin, herhangi bir şarta veya çıkara bağlı olmaksızın, “Öyle bir ilkeye göre hareket et ki, bu ilke aynı zamanda evrensel bir yasa olsun” prensibiyle belirlenmesidir.
Kategori (Yüklem/Sınıf)
Aristoteles ve Kant’ta, zihnin nesneleri kavramak ve sınıflandırmak için kullandığı en temel kavramsal kalıplardır. Nitelik, nicelik, yer, zaman gibi bu temel formlar olmadan deneyimin anlam kazanması imkansızdır.
Katarsis (Arınma)
Aristoteles’e göre trajedinin izleyicide uyandırdığı acıma ve korku duyguları aracılığıyla ruhun bu tutkulardan temizlenmesi sürecidir. Estetik felsefesinde sanatın duygusal ve ruhsal sağaltım işlevini ifade eder.
Kavram (Konsept)
Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini temsil eden genel ve soyut tasarımdır. Düşünmenin temel yapı taşıdır; zihin kavramlar aracılığıyla dünyayı parçalara ayırır ve onları anlamlı bütünler halinde birleştirir.
Kendinde Şey (Noumen)
Kant felsefesinde, insan zihninin ve duyularının dışında kalan, algılanamaz olan varlığın ham halidir. Biz sadece nesnelerin bize görünen yüzünü (fenomen) bilebiliriz; gerçek “kendinde şey” bilgisine asla ulaşamayız.
Kinestetik (Hareket Duyumu)
Bireyin kendi bedensel hareketlerini, pozisyonunu ve kas gerilimini algılama yetisidir. Zihin-beden bütünlüğü tartışmalarında, öznenin dünyadaki varlığını fiziksel bir eylem üzerinden nasıl kavradığını açıklar.
Kinizm (Siniklik) Mutluluğun sadece erdemle, erdemin ise toplumsal bağlardan, mülkiyetten ve yapay hazlardan kurtularak doğaya uygun yaşamakla mümkün olduğunu savunan antik okuldur. Her türlü toplumsal uzlaşıya kuşkuyla ve alayla bakarlar.
Kişilik (Persona)
Bireyin toplumsal rolleri, maskeleri ve karakter özelliklerinin toplamıdır. Varoluşçulukta kişilik, verili bir durum değil, bireyin kendi seçimleriyle her an yeniden inşa ettiği dinamik bir süreçtir.
Kollektivizm (Toplumculuk)
Toplumun çıkarlarının bireyin çıkarlarından üstün olduğunu ve bireyin kimliğinin ancak ait olduğu grup içinde anlam kazandığını savunan görüştür. Bireyciliğin (İndividualizm) karşıtıdır.
Konfüçyüsçülük (Düzen Etiği)
Toplumsal uyumun, aile hiyerarşisinin ve geleneksel ritüellerin kutsallığına dayanan Çin felsefesi akımıdır. Erdemli bir toplumun ancak dürüst yöneticiler ve terbiyeli bireylerle inşa edilebileceğini savunur.
Konvansiyonalizm (Uzlaşımcılık)
Bilimsel yasaların, dil kurallarının veya ahlaki ilkelerin doğanın mutlak gerçekleri değil, insanlar arasında pratik nedenlerle yapılmış sessiz birer “sözleşme” ve uzlaşı olduğunu savunan görüştür.
Kozmoloji (Evrenbilim)
Evrenin yapısını, kökenini, yasalarını ve içindeki yerimizi bütünsel bir bakış açısıyla inceleyen felsefe ve bilim dalıdır. “Evren nasıl var oldu?” ve “Düzeni sağlayan nedir?” sorularına yanıt arar.
Kötülük Problemi (Theodicy)
Mutlak iyi, mutlak güçlü ve her şeyi bilen bir Tanrı varken dünyada acının ve kötülüğün neden var olduğunu sorgulayan teodise alanıdır. İnanç ve mantık arasındaki en zorlu çatışma noktalarından biridir.
Kritisizm (Eleştirelcilik)
Kant’ın geliştirdiği; bilginin kaynağını sorgularken hem aklı (rasyonalizm) hem de deneyi (empirizm) eleştiri süzgecinden geçiren, aklın neleri bilebileceğinin sınırlarını çizen yaklaşımdır.
Kuan-Tzu (Bütüncül Siyaset)
Antik Çin’de devlet yönetimi, ekonomi ve ahlakın birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğunu savunan felsefedir. Halkın refahı ile devletin gücü arasındaki doğrudan ilişkiyi vurgular.
Kuvve (Potansiyel)
Aristoteles felsefesinde, bir varlığın henüz gerçekleşmemiş ama içinde barındırdığı oluşma imkanıdır. Meşe palamudu kuvve halindeki bir meşe ağacıdır; “fiil” (aktüalite) ise o imkanın gerçekleşmiş halidir.
Külli (Tümel)
Aynı türden olan bütün bireyleri içine alan, genel olan kavramdır (Örn: “İnsan” kavramı küllidir, “Ahmet” ise tüzüldür). Tümel kavramların gerçekte var olup olmadığı tartışması Ortaçağ felsefesinin kalbidir.
L
Laiklik (Sekülerizm)
Dünya işlerinin, devlet yönetiminin ve eğitimin dini otoritelerden ve kurallardan bağımsızlaştırılmasıdır. Felsefi düzeyde, bilginin ve ahlakın kaynağını vahiyle değil, akıl ve toplumsal sözleşme ile açıklama eğilimidir.
Laissez-Faire (Bırakınız Yapsınlar)
“Doğal düzen” fikrine dayanan, devletin ekonomik hayata ve bireysel girişimlere müdahale etmemesi gerektiğini savunan liberal doktrindir. Piyasanın kendi kendini düzenleyen bir akla sahip olduğuna inanır.
Lalelik (Müphemiyet)
Felsefi bir metafor olarak, hakikatin tam olarak kavranamadığı, bilginin bulanıklaştığı ve netlikten uzaklaşıldığı “gri bölge”yi tanımlar. Kesinlik iddiasına karşı bir ihtiyat duruşudur.
Leibnizci İyimserlik
Gottfried Wilhelm Leibniz’in “Mümkün olan dünyaların en iyisinde yaşıyoruz” düşüncesidir. Tanrı’nın kusursuzluğu gereği, mevcut evrenin acılara rağmen en mantıklı ve en uyumlu seçenek olduğunu savunur.
Leninizm (Öncü Parti Kuramı)
Marksizm’in pratik bir devrim teorisine dönüştürülmüş halidir. Sınıf bilincinin işçi sınıfına dışarıdan, disiplinli bir “profesyonel devrimciler” partisi aracılığıyla verilmesi gerektiğini savunur.
Leviatian (Egemen Güç)
Thomas Hobbes’un toplum sözleşmesi kuramında, insanların kaos ve iç savaştan kurtulmak için tüm haklarını devrettikleri mutlak, devasa ve korkutucu devlet otoritesini temsil eder.
Liberalizm (Özgürlükçülük)
Bireysel özgürlüğü, mülkiyet hakkını ve hukukun üstünlüğünü temel alan siyasi ve ekonomik felsefedir. Devletin görevinin bireyin özgürlük alanını genişletmek ve korumak olduğunu savunur.
Libido (Yaşam Enerjisi)
Freudyen psikanaliz ve felsefede, insanın temel yaratıcı ve cinsel dürtüsüdür. Kültür ve medeniyetin, bu ham enerjinin bastırılması veya yüceltilmesi (süblimasyon) yoluyla oluştuğunu öne sürer.
Lisan (Dil Felsefesi)
Dünya ile düşünce arasındaki bağı kuran simgesel sistemdir. Dil felsefesi, dilin yapısının düşüncenin sınırlarını belirleyip belirlemediğini ve anlamın nasıl oluştuğunu sorgular.
Litotes (Yetersizleme)
Bir şeyi, zıttını reddederek ifade etme sanatıdır (Örn: “Kötü değil” diyerek iyi olduğunu kastetmek). Felsefi tartışmalarda iddiaları yumuşatmak veya ironik bir mesafe koymak için kullanılır.
Logos (Evrensel Akıl/Söz)
Herakleitos’ta evrendeki değişimi yöneten gizli yasa; Stoacılarda evrene nüfuz eden tanrısal akıl; mantıkta ise rasyonel çıkarımdır. Söz, akıl ve yasa kavramlarını birleştiren kök terimdir.
Lojistik (Sembolik Mantık)
Düşünce süreçlerini matematiksel semboller ve işlemlerle ifade eden mantık dalıdır. Dilin belirsizliklerinden kurtulmak için mantığı saf bir hesaplama sistemine dönüştürmeyi amaçlar.
Lokalizm (Yerellik)
Evrensel iddiaların ve merkezi otoritelerin aksine, bilginin, ahlakın ve yönetimin yerel koşullara, kültüre ve topluluğa dayanması gerektiğini savunan görüştür.
Lokomatiflik (Öncülük)
Tarih felsefesinde, bir çağın veya bir toplumun gelişimini hızlandıran temel gücü (teknoloji, din, sınıf çatışması vb.) tanımlamak için kullanılır.
Lokan (Boşluk/Mekan) Eski Yunan’da nesnelerin içine yerleştiği mutlak kap veya boşluktur. Maddenin var olabilmesi için gerekli olan geometrik uzamı temsil eder.
Lümpenlik (Sınıfsızlık)
Marksist felsefede, üretim süreçlerinden kopmuş, sınıf bilincine sahip olmayan ve devrimci potansiyeli bulunmayan toplumsal tabakayı (Lümpen Proletarya) tanımlar.
Lügat (Anlam Bilimi)
Kavramların tarihsel süreçteki anlam kaymalarını ve kökenlerini inceleyen semantik alanıdır. Felsefede bir terimin “ne anlama geldiği” tartışması, çoğu zaman o terimin sözlük anlamının ötesindeki özüyle ilgilidir.
Lüks (Aşırılık)
Etik felsefesinde ihtiyacın ötesindeki tüketimi ve gösterişi ifade eder. Stoacılar ve Kinitikler için ruhun özgürlüğünü kısıtlayan bir pratik iken, bazı modern teorilerde ekonomik büyümenin motoru olarak görülür.
Lütuf (İnayet)
İnsanın kendi çabasıyla değil, ilahi bir kaynaktan gelen karşılıksız yardım veya aydınlanmadır. Özgür irade-kader dengesinde, insanın yetkinleşmesi için dışarıdan gelen desteği tanımlar.
Lütufor (İyilikseverlik)
Ahlaki bir eylemi sadece görev olduğu için değil, içten gelen bir sevgi ve cömertlikle yapma halidir. Eylemin arkasındaki estetik ve ruhsal zarafeti vurgular.
M
Maarif (Bilgelik Kültürü)
Bireyin sadece bilgiyle donanmasını değil, aynı zamanda ahlaki ve ruhsal olarak tekamül etmesini sağlayan bütüncül eğitim sürecidir. Felsefi anlamda, malumatın (bilgi kırıntılarının) hikmete dönüşme yolculuğudur.
Maddi Neden (Causa Materialis)
Aristoteles’in dört neden kuramından ilki olan, bir varlığın neden yapıldığını belirten maddedir. Örneğin, bir heykelin maddi nedeni mermer ya da bronzdur; o şeyin fiziksel varlığının ham zeminidir.
Makrokozmos (Büyük Evren)
İnsanı (mikrokozmos) çevreleyen ve onun bir parçası olduğu devasa evrensel düzenin tamamıdır. Antik felsefede, evrendeki düzen ile insan ruhundaki düzenin birbirinin yansıması olduğu savunulur.
Manivela (Kaldıraç Etkisi)
Düşünce tarihinde, küçük bir fikir ya da buluşun toplumsal ve felsefi yapıda yarattığı devasa dönüşümü tanımlayan metaforik terimdir. Arşimet’in “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım” sözüyle özdeşleşmiştir.
Materyalizm (Maddecilik)
Evrendeki tek gerçekliğin madde olduğunu, ruhsal ya da zihinsel süreçlerin de maddenin karmaşık etkileşimlerinden doğduğunu savunan görüştür. Metafiziği reddeder ve her şeyi fiziksel yasalarla açıklar.
Mağara Alegorisi (Platonik Mağara)
Platon’un “Devlet” eserinde geçen, insanların duyusal dünyayı gerçek sanmalarını ve felsefe aracılığıyla ideaların (gerçek hakikatin) ışığına ulaşma sürecini anlatan dünyaca ünlü benzetmedir.
Mekanizm (Makine Kuramı)
Doğayı ve canlıları, parçaları belirli fiziksel yasalara göre çalışan devasa bir makine gibi gören anlayıştır. Evrende bir amaçlılık (teleoloji) olmadığını, sadece itme-çekme gibi mekanik etkilerin bulunduğunu savunur.
Meşşaiyyun (Peripatetikler)
Aristoteles’in yürürken ders anlatma geleneğini takip eden, İslam felsefesinde akılcılığı ve mantığı ön plana çıkaran felsefi ekoldür. Farabi ve İbn Sina bu geleneğin en büyük temsilcileridir.
Metafizik (Fizikötesi)
Varlığın ilk ilkelerini, Tanrı’yı, ruhu, evrenin ötesindeki gerçekliği ve “var olanın var olması bakımından” ne olduğunu inceleyen felsefe disiplinidir. Fizik dünyasının açıklayamadığı temel soruların alanıdır.
Metodoloji (Yöntembilim)
Bilgiye ulaşmak için izlenen rasyonel yolların, kuralların ve tekniklerin sistematik incelemesidir. Doğru düşünmenin ve geçerli sonuçlara varmanın disiplinli yol haritasıdır.
Mimesis (Taklit/Yansıtma)
Sanatın doğayı ya da insan eylemlerini taklit etmesi sürecidir. Platon için bu “kopyanın kopyası” olduğu için değersizken, Aristoteles için insanın dünyayı anlama ve eğitme aracıdır.
Mistisizm (Gizemcilik)
Hakikatin akıl ve duyularla değil, sezgi ve doğrudan manevi tecrübeyle bilinebileceğini savunan görüştür. Tanrı ya da mutlak varlık ile kurulan “sessiz ve deruni” bağın felsefesidir.
Monizm (Bircilik)
Evrendeki her şeyin tek bir tözden (madde ya da ruh) türediğini savunan anlayıştır. Spinoza’nın her şeyi “Tanrı ya da Doğa” olarak tanımlaması radikal bir monizm örneğidir.
Monadoloji (Birim Bilimi)
Leibniz’in geliştirdiği, evrenin bölünemez, maddesiz, ruhsal atomlar olan “monad”lardan oluştuğu kuramıdır. Her monad, evrenin tamamını kendi perspektifinden yansıtan bir aynadır.
Moralizm (Ahlakçılık)
Hayatın her alanını katı ahlaki kurallar ve değer yargıları çerçevesinde değerlendirme eğilimidir. Siyasetin ya da sanatın sadece “iyi”ye hizmet ettiği sürece meşru olduğunu savunur.
Muasırlaşma (Modernleşme)
Toplumun ve düşünce yapısının rasyonel, bilimsel ve çağın gereklerine uygun bir forma dönüşmesi sürecidir. Aydınlanma değerlerinin toplumsal düzleme aktarılmasını ifade eder.
Mutlakiyet (Absolutizm)
Bilginin ya da ahlaki değerlerin zamandan, mekandan ve kişiden bağımsız olarak kesin, değişmez ve nesnel bir gerçekliğe dayandığını savunan görüştür. Göreciliğin (relativizm) tam zıttıdır.
Müphemiyet (Ambiguity)
Bir kavramın ya da önermenin birden fazla anlama gelebilmesi, net olmaması durumudur. Dil felsefesinde karmaşanın kaynağı olarak görülürken, varoluşçulukta hayatın doğası gereği barındırdığı belirsizliktir.
Mümkün (Contingent)
Var olması kadar yok olması da mantıksal olarak mümkün olan, varlığı kendi dışındaki bir nedene bağlı olan varlıktır. Zorunlu varlığın (Vacib-ül Vücud) aksine, tüm yaratılmışları kapsar.
Münazara (Diyalektik Tartışma)
Karşıt fikirlerin bir kural çerçevesinde karşılıklı olarak savunulması ve gerçeğin bu çarpışmadan doğması yöntemidir. Sokratik diyalogların özünde yer alan zihinsel jimnastiktir.
N
Naiflik (Safiyet)
Felsefede, bir konunun derinliğine inmeden, eleştirel bir süzgeçten geçirmeden yüzeysel bir kabullenişle ele alınmasıdır. Naif realizm, dış dünyayı olduğu gibi algıladığımıza dair sorgulanmamış inancı tanımlar.
Narsizm (Kendilik Tutkusu)
Bireyin kendi benliğini merkeze alarak dış dünyayı ve diğerlerini sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda araçsallaştırmasıdır. Etik felsefesinde diğergamlığın (altruizm) önündeki en büyük engeldir.
Natüralizm (Doğalcılık)
Doğaüstü olan her şeyi reddederek evreni sadece doğa yasaları ve fiziksel süreçlerle açıklayan felsefedir. Bilimi felsefenin tek geçerli zemini olarak kabul eder.
Neden-Sonuç İlişkisi (Kausalite)
Hiçbir şeyin nedensiz meydana gelmeyeceği ilkesidir. Fiziksel dünyadaki tüm değişimlerin bir önceki olay tarafından tetiklendiğini savunur ve bilimsel yasaların temelini oluşturur.
Nefis (Can/Psyche)
Varlığın canlılık ilkesi, arzu ve iradenin merkezidir. Antik felsefede “ruh”un aşağı seviyesini temsil ederken, tasavvufta eğitilmesi ve terbiye edilmesi gereken hayvani yönü tanımlar.
Negatif Diyalektik (Adorno)
Geleneksel diyalektiğin aksine, çelişkilerin bir sentezle (uyumla) sonuçlanmak zorunda olmadığını, gerçeğin ancak o çelişkideki “uyumsuzlukta” gizli olduğunu savunan Frankfurt Okulu kavramıdır.
Neo-Platonizm (Yeni-Platonculuk)
Plotinus tarafından kurulan, Platon felsefesini mistik bir ışıkla harmanlayan öğretidir. Varlığın “Bir”den taşarak (sudur) aşağı katmanlara yayıldığını savunur.
Nesnel (Objektif)
Bireyin kişisel duygularından, önyargılarından ve bakış açısından bağımsız olan, herkes için aynı geçerliliği taşıyan gerçekliktir. Bilimin ulaşmaya çalıştığı tarafsızlık düzeyidir.
Nesneleşme (Reification)
İnsani ilişkilerin ya da soyut kavramların (emek, aşk, zaman) birer “meta” ya da “nesne” gibi alınıp satılır hale gelmesi veya cansızlaştırılmasıdır. Marx felsefesinde insanın kendine yabancılaşmasının bir parçasıdır.
Nihilizm (Hiçlikçilik)
Hayatın ve varlığın hiçbir nesnel anlamı, amacı ya da değerinin olmadığını savunan görüştür. Geleneksel ahlaki değerleri ve inançları temelinden reddederek mutlak bir boşluğa işaret eder.
Nispet (Oran/Relatio)
Varlıklar arasındaki ilişki ve denge durumudur. Estetikte güzelliğin (altın oran), matematikte tutarlılığın, mantıkta ise önermeler arası bağın temel ölçüsüdür.
Nitelik (Qualitas)
Bir şeyi o şey yapan, onu başkalarından ayıran özelliklerdir (renk, doku, tat vb.). Aristoteles’in temel kategorilerinden biri olup, “Nasıl?” sorusunun yanıtıdır.
Nicelik (Quantitas)
Bir varlığın sayılabilir, ölçülebilir ve tartılabilir özellikleridir (sayı, ağırlık, hacim). “Ne kadar?” sorusuna yanıt verir ve pozitif bilimlerin temel çalışma nesnesidir.
Niyetlilik (Intentionality)
Bilincin her zaman “bir şeye yönelik” olması durumudur. Bir şeyi düşünmek, her zaman “bir şeyin düşüncesidir”. Fenomenolojide bilincin en temel yapısı olarak kabul edilir.
Nominalizm (Adcılık)
Tümel kavramların (örneğin “insanlık”) dış dünyada gerçekliği olmadığını, bunların sadece benzer nesneleri gruplandırmak için kullanılan boş isimlerden ibaret olduğunu savunan görüştür.
Nomos (Yasa/Töre)
İnsan eliyle oluşturulmuş, toplumsal yaşamı düzenleyen hukuk ve gelenekler bütünüdür. Doğal yasaların (physis) aksine, irade ve uzlaşıyla ortaya çıkar ve değişkendir.
Norm (Kural/Ölçüt)
Bir toplumda ya da grupta bireylerin uyması gereken davranış standartlarıdır. Etik felsefesinde eylemlerin doğruluğunu denetleyen ahlaki referans noktalarını tanımlar.
Nostalji (Geçmiş Hasreti)
Geçmişi daha “saf” ve “anlamlı” bularak şimdiki zamanın karmaşasından kaçma eğilimidir. Felsefede modernleşmenin yarattığı yabancılaşmaya karşı duyulan bir kök arayışı olarak analiz edilir.
Nötralite (Tarafsızlık)
İki zıt fikir ya da taraf arasında dengeyi koruma, herhangi birine eğilim göstermeme durumudur. Felsefi şüphecilikte hakikate dair kesin bir yargıya varmaktan kaçınarak ruhsal huzura (ataraxia) ulaşma aracıdır.
Nüve (Öz/Çekirdek)
Bir düşüncenin ya da varlığın merkezindeki en saf, en temel bileşendir. Bir teorinin karmaşık yapısının ardındaki ana fikri ifade eden “tohum” kavramıdır.
O
Objektiflik (Nesnellik)
Bireyin kişisel kanaatlerinden, duygularından ve ön yargılarından bağımsız olarak, gerçekliğin olduğu gibi kavranması durumudur. Bilimsel yöntemin temel taşıdır ve hakikatin özneden bağımsız bir geçerliliği olduğunu savunur.
Ockham’ın Usturası (Basitlik İlkesi)
“Zorunluluk olmadıkça varlıklar çoğaltılmamalıdır” prensibidir. Bir olguyu açıklamak için birden fazla hipotez varsa, en az varsayımda bulunan ve en basit olanın tercih edilmesi gerektiğini savunan mantıksal bir kuraldır.
Okültizm (Gizlicilik)
Doğanın ve evrenin rasyonel bilimle açıklanamayan, gizli ve metafiziksel güçlerini inceleyen inanç ve pratikler bütünüdür. Simya, astroloji ve büyü gibi disiplinleri felsefi bir gizemcilikle harmanlar.
Oligarşi (Seçkinler Yönetimi)
Siyasal gücün küçük, ayrıcalıklı ve genellikle ekonomik veya askeri nüfuz sahibi bir grubun elinde toplandığı yönetim biçimidir. Siyaset felsefesinde demokrasinin bozulmuş formlarından biri olarak ele alınır.
Oluş (Becoming)
Varlığın statik bir durum değil, sürekli bir değişim, akış ve başkalaşım süreci olduğunu savunan görüştür. Herakleitos’un “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” sözü bu kavramın ontolojik temelidir.
Ontoloji (Varlık Bilimi)
Felsefenin, var olanın ne olduğunu, varlığın temel kategorilerini, tözü ve varoluşun anlamını inceleyen en köklü disiplinidir. “Neden hiçbir şey yok da bir şey var?” sorusu bu alanın zirvesidir.
Ontolojik Kanıt (Varlıkbilimsel Argüman)
Tanrı’nın varlığını sadece “Tanrı” kavramının tanımından yola çıkarak (deneye başvurmadan) kanıtlamaya çalışan akıl yürütmedir. Anselmus ve Descartes, “en yetkin varlık” kavramının var olmayı da içermesi gerektiğini savunur.
Optimizm (İyimserlik)
Dünyanın ve tarihin genel gidişatının iyiye yönelik olduğunu veya mevcut dünyanın mümkün olan dünyaların en iyisi olduğunu savunan görüştür. Leibniz bu düşüncenin en büyük sistemleştiricisidir.
Organizmacılık (Organisizm)
Toplumun veya evrenin, tıpkı biyolojik bir organizma gibi, parçaları birbirine kopmaz bağlarla bağlı ve ortak bir amaca hizmet eden canlı bir bütün olduğunu savunan yaklaşımdır.
Orta Yol (Altın Orta)
Aristoteles’in etik felsefesinde, erdemin iki uç (eksiklik ve aşırılık) arasındaki dengede bulunduğunu savunan ilkedir. Örneğin, cesaret, korkaklık ile delice atılganlık arasındaki orta yoldur.
Ortodoksi (Düz-İnanç)
Bir dinin veya düşünce sisteminin genel kabul görmüş, resmi ve geleneksel öğretilerine sıkı sıkıya bağlı kalma durumudur. Yenilikçi veya sapan düşüncelerin (heterodoksi) karşıtıdır.
Otonomi (Özerklik)
Bireyin veya bir kurumun, dışarıdan bir baskı olmaksızın, kendi koyduğu yasalara ve akla göre hareket etme yetisidir. Kant’ta ahlakın temeli, iradenin kendi yasasını koyabilmesidir.
Otorite (Yetke)
Başkalarının davranışlarını etkileme, yönetme veya itaat sağlama gücüdür. Siyaset felsefesinde otoritenin kaynağı (gelenek, karizma veya hukuk) ve meşruiyeti en temel tartışma konusudur.
Oturmuşluk (Sedimentasyon)
Fenomenolojide, geçmiş yaşantıların ve anlamların zihinde birikerek, yeni algıları etkileyen bir “arka plan” oluşturmasıdır. Bilginin tarihsel ve birikimli yapısını tanımlar.
Otodidaktizm (Öz-Öğrenim)
Bireyin herhangi bir kurumsal eğitim almadan, kendi çabası ve araştırmasıyla bir alanda derinlemesine bilgi sahibi olmasıdır. Entelektüel bağımsızlığın ve merakın en saf formudur.
Otomatizm (Kendiliğindenlik)
Bilincin doğrudan müdahalesi olmadan gerçekleşen düşünce veya eylem süreçleridir. Sürrealizmde sanatsal yaratıcılığın, psikolojide ise alışkanlıkların temel mekanizması olarak görülür.
Otansite (Sahicilik)
Varoluşçu felsefede, bireyin toplumsal baskılardan ve “herkes” (das Man) olmaktan kurtulup, kendi özgür seçimleriyle kendi özgün varoluşunu gerçekleştirmesi durumudur.
Oryantalizm (Doğu Bilimi)
Batı’nın, Doğu dünyasını kendi önyargıları, hayalleri ve hegemonik çıkarları çerçevesinde bir “öteki” olarak kurgulayıp incelemesi ve tanımlamasıdır. Bilginin güçle olan ilişkisinin felsefi eleştirisidir.
Oyum (Adaptasyon)
Zihnin veya canlının, değişen çevre koşullarına uyum sağlayarak varlığını sürdürme yeteneğidir. Evrimsel epistemolojide bilginin de bir uyum aracı olduğu savunulur.
Oyun (Ludus)
Felsefede (Heidegger, Gadamer), dünyayı anlamlandırmanın ve yaratıcılığın özgür bir formu olarak ele alınır. Oyun, kendi kuralları olan ama içinde özgürlüğün barındığı bir varoluş alanıdır.
Ö
Ödev (Duty)
Ahlaki bir yasanın veya otoritenin bireye yüklediği, yerine getirilmesi zorunlu olan eylemdir. Deontolojik etik sistemlerinde eylemin değeri, sonucundan ziyade ödeve uygunluğunda yatar.
Ödünleme (Kompanzasyon)
Bireyin bir alandaki eksikliğini veya yetersizliğini, başka bir alanda aşırı başarı göstererek kapatmaya çalışmasıdır. Adler’in bireysel psikolojisinde kişilik gelişiminin ana itkilerinden biridir.
Öğreti (Doktrin)
Bir felsefi ekolün veya dinin temel ilkelerinin, inançlarının ve kurallarının sistemli bir bütün haline getirilmiş şeklidir. Öğrenciye aktarılan teorik çerçevedir.
Ön kabul (Presupposition)
Bir argümanın veya araştırmanın başında doğruluğu sorgulanmadan kabul edilen temel varsayımdır. Her felsefi sistem, kaçınılmaz olarak belirli ön kabuller üzerine inşa edilir.
Öncül (Premise)
Mantıksal bir çıkarımda (tasım), sonuca ulaşmak için temel alınan ve doğru olduğu varsayılan ilk önermelerdir. “Tüm insanlar ölümlüdür” cümlesi bir öncüldür.
Önemseme (Sorge/Care)
Heidegger’de, Dasein’ın (insanın) dünyadaki varoluşunun temel yapısıdır. İnsanın her zaman bir şeylerle meşgul olması, gelecek kaygısı gütmesi ve dünyayı bir “kaygı” odağı olarak görmesidir.
Önerme (Proposition)
Doğru veya yanlış olduğu söylenebilen, bir yargı bildiren cümledir. Mantığın en temel birimidir. “Güneş doğudan doğar” bir önermedir.
Önsel (A Priori)
Deneyden ve gözlemden önce gelen, sadece akıl yoluyla bilinen bilgidir. Mantık ve matematiksel gerçekler (Örn: $2 + 2 = 4$) önsel bilgilere örnektir.
Önyargı (Prejudice)
Bir kişi, grup veya düşünce hakkında yeterli bilgi ve deneyim sahibi olmadan, peşin olarak verilen olumlu veya olumsuz yargıdır. Gadamer’e göre anlamanın kaçınılmaz tarihsel ön koşuludur.
Örngi (Arketip)
Jung psikolojisinde, insanlığın kolektif bilinçdışında yer alan, evrensel ve kalıtımsal düşünce kalıpları veya imgelerdir (Anne, Bilge Yaşlı, Gölge vb.).
Örneklem (Paradigma)
Belirli bir dönemde bilimsel topluluk tarafından kabul edilen ortak bakış açısı, yöntem ve kurallar bütünüdür. Kuhn’a göre bilim bu paradigmalar çerçevesinde ilerler.
Övünç (Gurur/Pride)
Etik felsefesinde, bireyin kendi başarılarından veya erdemlerinden duyduğu tatmindir. Aristoteles için “büyük ruhluluk” olarak bir erdem iken, teolojide kibirle karıştırılabilen bir günahtır.
Öz (Essence)
Bir varlığı o varlık yapan, o nitelik değiştiğinde varlığın kendisinin de yok olduğu temel yapıdır. “İnsan”ın özü nedir sorusu felsefenin en kadim tartışmalarından biridir.
Öz-bilinç (Self-consciousness)
Zihnin sadece dış dünyayı değil, doğrudan kendi kendisini ve kendi süreçlerini fark etmesi, “ben” olduğunun bilincine varmasıdır. Hegel’de ruhun gelişiminin en üst aşamalarından biridir.
Öz-değer (Self-worth)
Bireyin kendi varlığına ve yeteneklerine biçtiği ahlaki ve insani değerdir. Psikolojik felsefede sağlıklı bir varoluşun temel zemini olarak kabul edilir.
Öz-denetim (Self-control)
Bireyin kendi arzularını, içgüdülerini ve duygularını akıl yoluyla kontrol altında tutma yetisidir. Stoacı felsefede bilgeliğe ulaşmanın anahtarıdır.
Öz-eleştiri (Self-criticism)
Bireyin veya bir grubun kendi hatalarını, eksikliklerini ve önyargılarını rasyonel bir şekilde sorgulama sürecidir. Gelişimin ve entelektüel dürüstlüğün ön koşuludur.
Özdeşlik İlkesi (Identity)
Mantığın ilk ve en temel yasasıdır; bir şey neyse odur ($A = A$). Bir varlığın kendisiyle olan tam uyumunu ve tutarlılığını ifade eder.
Özel (Particular)
Tümelin (genel) aksine, belirli bir zaman ve mekanda bulunan, somut ve tekil olan varlıktır. “Bu masa” özeldir, “Masa kavramı” tümeldir.
Özgür İrade (Free Will)
Bireyin eylemlerini herhangi bir dış zorlama veya önceden belirlenmiş bir kader olmaksızın, kendi bilinciyle seçebilme gücüdür. Sorumluluğun temel şartıdır.
P
Panenteizm (Kamu Tanrıcılık)
Evrendeki her şeyin Tanrı’nın içinde olduğunu ancak Tanrı’nın evrenden daha büyük ve aşkın olduğunu savunan görüştür. Evren Tanrı’dan taşmıştır ama Tanrı evrene indirgenemez.
Panteizm (Tüm Tanrıcılık)
Tanrı ile evrenin (doğa) bir ve aynı şey olduğunu savunan görüştür. “Tanrı doğadır, doğa da Tanrı” (Spinoza). Ayrı bir yaratıcı güç yerine, evrenin kendisini kutsallaştırır.
Paradoks (Çatışkı)
Kendi içinde çelişen veya sezgilere aykırı görünen ama mantıksal olarak kurulan iddialardır. Zenon paradoksları, hareketin imkansızlığını kanıtlamaya çalışarak mantığı zorlar.
Paradigmatik Değişim (Devrim)
Thomas Kuhn’un bilim felsefesinde, mevcut bilimsel anlayışın (paradigmanın) anomalileri açıklayamaması sonucu yıkılıp yerine tamamen yeni bir anlayışın gelmesi sürecidir.
Patafizik (Hayali Çözümler)
Gerçeküstücü bir yaklaşım olarak, bilimin ciddiyetini alaya alan, istisnaları ve hayali dünyaları inceleyen “sahte felsefe” disiplinidir. Absürtlüğün mantığıdır.
Patriyarka (Ataerki)
Erkeğin toplumsal, siyasal ve ailevi yapıda mutlak otorite sahibi olduğu sistemdir. Feminist felsefe, tarihin bu yapı üzerinden nasıl şekillendirildiğini eleştirel bir dille inceler.
Paternalizm (Babacılık)
Devletin veya bir otoritenin, bireylerin kendi iyiliklerini bilemeyeceği varsayımıyla, onlar adına kararlar alması ve özgürlüklerini kısıtlamasıdır. “Zorla iyilik yapma” felsefesidir.
Pazarlık (Sözleşme/Contract)
Siyaset felsefesinde, bireylerin kaos ortamından kurtulmak için haklarının bir kısmını devlete devretmeleri sürecidir (Toplum Sözleşmesi). Meşruiyetin temelidir.
Pedagoji (Eğitim Felsefesi)
İnsanın nasıl eğitilmesi gerektiğini, bilginin aktarım yöntemlerini ve ahlaki gelişimin aşamalarını inceleyen disiplindir. “İnsan nasıl insan olur?” sorusuna eğitim yoluyla yanıt arar.
Persepsiyon (Algı)
Duyular aracılığıyla gelen verilerin zihin tarafından işlenip anlamlı bir bütün haline getirilmesidir. Algı, dış dünya ile zihnimiz arasındaki ilk ve en temel köprüdür.
Perspektivizm (Açısalcılık)
Nietzsche’nin ortaya attığı, mutlak bir hakikatin olmadığını, her bilginin ve değerin belirli bir perspektiften (bakış açısından) görüldüğünü savunan düşüncedir.
Pesimizm (Kötümserlik)
Dünyanın acı ve kederle dolu olduğunu, kötülüğün iyiliğe her zaman baskın geleceğini savunan görüştür. Schopenhauer, hayatın bitmek bilmeyen arzular ve acılar döngüsü olduğunu söyler.
Pluralizm (Çoğulculuk)
Varlığın tek bir tözden değil, birçok farklı ve indirgenemeyen tözden oluştuğunu; siyasette ise toplumun farklı fikir ve grupların uzlaşısıyla yönetilmesi gerektiğini savunan görüştür.
Pozitivizm (Olguculuk)
Sadece gözlemlenebilir ve deneylenebilir olguların gerçek bilgi olduğunu savunan, metafiziği reddeden akımdır. Auguste Comte, insanlığın bilimsel (pozitif) aşamaya ulaştığını savunur.
Post-Modernizm (Modernlik Sonrası)
Modernitenin akıl, ilerleme ve mutlak hakikat gibi “büyük anlatılarını” reddeden; parçalılığı, göreceliği ve çoğulculuğu savunan 20. yüzyıl sonu düşünce dalgasıdır.
Pragmatizm (Faydacılık)
Bir düşüncenin veya inancın doğruluğunu, onun sağladığı pratik fayda ve sonuçlarla ölçen yaklaşımdır. “Eğer işe yarıyorsa, doğrudur” (William James).
Praksis (Eylem/Uygulama)
Teorik bilginin toplumsal ve fiziksel dünyayı dönüştürmek amacıyla pratiğe dökülmesidir. Marksizm’de dünyayı sadece anlamak değil, değiştirmek için yapılan bilinçli eylemdir.
Prensip (İlke)
Bir düşünce sisteminin veya davranış biçiminin temelini oluşturan, doğruluğu başlangıçta kabul edilen ana kuraldır. Değişmez referans noktasıdır.
Proletarya (İşçi Sınıfı)
Marksist felsefede, üretim araçlarına sahip olmayan ve geçinmek için emeğini satmak zorunda olan sınıftır. Tarihsel dönüşümün öznesi olarak görülür.
Psikanaliz (Bilinçdışı Analizi)
Freud tarafından kurulan, insan davranışlarının ve ruhsal sorunların temelinde bilinçaltındaki bastırılmış dürtülerin yattığını savunan teori ve yöntemdir. Felsefi olarak “ben”in birliğini sarsmıştır.
R
Rasyonalizm (Akılcılık)
Bilginin temel kaynağının duyular değil, akıl olduğunu savunan epistemolojik akımdır. Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi düşünürlere göre, evren rasyonel bir yapıdadır ve insan zihni doğuştan getirdiği ilkelerle bu yapıyı çözebilir.
Rasyonalizasyon (Akılsallaştırma)
Max Weber’in sosyolojik felsefesinde, toplumsal hayatın geleneklerden ve gizemden arındırılarak hesaplanabilirlik, verimlilik ve bürokratik kurallar çerçevesinde yeniden düzenlenmesi sürecidir. Dünyanın “büyüsünün bozulması” olarak da adlandırılır.
Reaktif Güç (Tepkisel Kuvvet)
Nietzsche felsefesinde, yaratıcı ve olumlayıcı olmayan, sadece dışarıdan gelen bir etkiye tepki olarak doğan zayıf güçtür. Köle ahlakının temelinde bu reaktif ve hınç dolu (ressentiment) enerji yatar.
Realizm (Gerçekçilik)
Dış dünyadaki nesnelerin, onları algılayan bir özne olsun ya da olmasın, bağımsız bir gerçekliğe sahip olduğunu savunan görüştür. Kavram realizminde ise tümel kavramların (örneğin “iyilik”) zihinden bağımsız birer varlık olduğu iddia edilir.
Realpolitik (Gerçekçi Siyaset)
Siyasetin ahlaki normlar veya ideolojik hayaller üzerinden değil, somut güç dengeleri, ulusal çıkarlar ve pratik imkanlar üzerinden yürütülmesi gerektiğini savunan yaklaşımdır.
Redüksiyonizm (İndirgemecilik)
Karmaşık olguları veya sistemleri daha basit, temel bileşenlerine ayırarak açıklama yöntemidir. Zihinsel süreçlerin sadece nöro-kimyasal tepkimelerle açıklanması bu yaklaşıma bir örnektir.
Refleksiyon (Düşünüm)
Zihnin kendi içeriklerine, süreçlerine ve eylemlerine dönüp bakması, kendi kendisini nesne edinerek incelemesi sürecidir. Öz-bilincin oluşumundaki en temel zihinsel harekettir.
Reformasyon (Yeniden Yapılanma)
Dini veya toplumsal bir sistemin, temel ilkelerine sadık kalarak ancak günün şartlarına ve aklın gereklerine göre köklü bir biçimde iyileştirilmesi ve dönüştürülmesi çabasıdır.
Relativizm (Görecilik)
Doğruluğun, ahlakın veya değerlerin mutlak olmadığını; kişiye, topluma, kültüre veya zamana göre değiştiğini savunan görüştür. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” (Protagoras) ilkesine dayanır.
Renk (Niteliksel Farklılık)
Estetik felsefesinde ve algı teorisinde, ışığın nesneler üzerindeki etkisinden ziyade, öznede yarattığı duygusal ve niteliksel değişimi ifade eder. Locke’a göre renk, nesnenin kendisinde değil, öznede oluşan “ikincil bir niteliktir”.
Res Cogitans (Düşünen Töz)
Descartes’ın düalist sisteminde, yer kaplamayan, bölünemez ve düşünen tözü (zihin/ruh) tanımlayan terimdir. Madde olan “Res Extensa”nın karşıtıdır.
Res Extensa (Yer Kaplayan Töz)
Descartes felsefesinde, uzamda yer kaplayan, eni, boyu ve derinliği olan maddi tözdür. Mekanik yasalarla yönetilir ve düşünme yetisine sahip değildir.
Ressentiment (Hınç)
Nietzsche’nin ahlak analizinde, zayıf ve ezilmiş bireyin, güçlüye karşı duyduğu gizli nefret ve intikam duygusunun ahlaki değerlere dönüşmesidir. “İyi”nin karşısına “kötü”yü değil, zayıf olanın “iyiliğini” koyan tepkisel süreçtir.
Retorik (Hitabet Sanatı)
Bir düşünceyi kanıtlamaktan ziyade, dinleyiciyi ikna etmek ve etkilemek amacıyla dili ustalıkla kullanma sanatıdır. Antik Yunan’da Sofistlerin en önemli aracı olmuştur.
Reenkarnasyon (Ruh Göçü)
Ruhun ölümden sonra başka bir bedende (insan veya hayvan) tekrar dünyaya geleceğine dair inançtır. Pisagor gibi bazı antik filozoflarda ruhun arınma süreci olarak ele alınmıştır.
Risale (Küçük Kitap/Mektup)
Belirli bir felsefi veya dini konuyu özlü bir biçimde ele alan, genellikle öğretici amaçla yazılmış kısa eserdir. Düşünce tarihinde fikirlerin yayılmasında kritik rol oynamıştır.
Ritüel (Simgesel Eylem)
Belirli bir inanç veya toplumsal değer çerçevesinde tekrarlanan, anlamı simgelerle yüklü eylemler bütünüdür. Sosyolojik felsefede toplumsal birliği ve kutsallığı yeniden inşa etme aracıdır.
Romantizm (Coşumculuk)
Aydınlanma’nın katı rasyonalizmine karşı; duyguyu, sezgiyi, bireysel dehayı ve doğanın gizemli gücünü öne çıkaran 18. yüzyıl sonu akımıdır. Aklın açıklayamadığı “yüce” (sublime) olanın peşindedir.
Ruh (Psyche/Anima)
Varlığın canlılık ilkesi, bilincin merkezi veya maddeden bağımsız ölümsüz tözdür. Felsefe tarihinde ruhun maddeyle ilişkisi (Zihin-Beden Sorunu) en köklü tartışmalardan biridir.
Ruhçu Felsefe (Spirütüalizm)
Maddenin ötesinde ve ondan bağımsız bir ruhsal gerçekliğin varlığını savunan, evrenin temelinin maddi değil manevi olduğunu ileri süren görüştür.
S
Saçma (Absurd)
İnsanın dünyada anlam ve düzen bulma arayışı ile evrenin bu arayışa verdiği cevapsızlık ve anlamsızlık arasındaki uçurumdur. Camus’ye göre hayatın temel karakteri bu saçmalıktır.
Sağduyu (Common Sense)
Toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen, deneye ve geleneksel akla dayanan pratik yargılama yetisidir. Thomas Reid’e göre felsefe, sağduyunun üzerine inşa edilmelidir.
Sahicilik (Authenticity)
Varoluşçu felsefede bireyin, başkalarının beklentilerinden ve toplumsal rollerden sıyrılarak, kendi özgür kararlarıyla kendi özünü yaratması ve kendisine karşı dürüst olması durumudur.
Sanı (Doxa)
Platon felsefesinde, duyular dünyasından gelen, kesinliği olmayan ve yanıltıcı olabilen bilgidir. Mağaradaki gölgelere duyulan inanç gibi, gerçek bilginin (episteme) alt katmanıdır.
Sarmal (Döngüsellik)
Tarih veya düşünce süreçlerinin doğrusal bir ilerlemeden ziyade, belirli temalar etrafında her seferinde farklı bir düzlemde tekrarlanarak geliştiğini savunan metafordur.
Sav (Tez)
Bir tartışmada veya sistemde doğruluğu kanıtlanmaya çalışılan temel iddia veya önermedir. Diyalektik sürecin başlangıç noktasıdır.
Sekülerizm (Dünyevileşme)
Hukukun, siyasetin ve sosyal yaşamın dini referanslardan bağımsızlaşması; odak noktasının ahiretten “şimdi ve burada” olan dünyaya kaymasıdır.
Sentez (Bireşim)
Farklı parçaların, fikirlerin veya zıt görüşlerin bir araya getirilerek daha üst ve kapsayıcı bir bütün oluşturulmasıdır. Hegelci diyalektikte tez ve antitezin aşılmasıyla ulaşılan aşamadır.
Sessizlik (Mistik Suskunluk)
Dilin ve aklın hakikati açıklamada yetersiz kaldığı sınır noktasıdır. Wittgenstein’ın “Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı” ilkesi, dilin sınırlarını belirler.
Sezgi (Intuition)
Akıl yürütmeye veya deneye başvurmadan, bir gerçeğin doğrudan ve aniden kavranması yetisidir. Bergson’a göre sezgi, hayatın ham akışını anlamanın tek yoludur.
Sınıf Çatışması (Class Struggle)
Marx felsefesinde tarihin motoru olan, üretim araçlarına sahip olanlar (burjuvazi) ile emeğini satanlar (proletarya) arasındaki amansız ekonomik ve siyasi kavgadır.
Simge (Sembol)
Somut bir nesnenin veya işaretin, kendisinden daha karmaşık ve soyut bir anlamı temsil etmesi durumudur. Din, sanat ve dil felsefesinde anlamın taşıyıcı birimidir.
Siyaset Felsefesi
Devletin kaynağını, otoritenin meşruiyetini, hak, adalet, özgürlük ve mülkiyet gibi kavramların toplumsal düzen içindeki yerini sorgulayan felsefe disiplinidir.
Skolastik (Okul Felsefesi)
Ortaçağ’da kilise okullarında gelişen, hristiyan inancını Aristotelesçi mantıkla temellendirmeye çalışan rasyonel teoloji sistemidir. “İnanmak için anlamaya çalışmak” temel ilkesidir.
Sokrates Öncesi (Presokratikler)
Felsefeyi mitolojiden koparıp “doğa” (physis) üzerine rasyonel bir temele oturtan, evrenin ana maddesini (arkhe) arayan ilk filozoflar dönemidir.
Sokratik Yöntem (Elenkhos)
Sokrates’in karşısındakine sorular sorarak, onun bildiğini sandığı şeylerdeki çelişkileri gösterme ve gerçek bilgiye (veya bilgisizliğe) ulaştırma sanatıdır.
Sonsuzluk (Infinity)
Sonu ve sınırı bulunmama durumudur. Matematikte bir nicelik, metafizikte ise Tanrı’nın veya evrenin bir niteliği olarak ele alınır. Zihnin kavramakta en çok zorlandığı soyutluktur.
Sosyal Sözleşme (Social Contract)
Bireylerin kaos ortamından (doğa durumu) kurtulmak ve güvenliği sağlamak için haklarını bir otoriteye devretmeleri konusunda yaptıkları varsayımsal anlaşmadır.
Stoacılık (Zeytinlik Felsefesi)
Mutluluğun dışsal olaylarda değil, insanın kendi içsel dengesinde ve doğaya uygun yaşamasında olduğunu savunan antik öğretidir. Duyguların akıl yoluyla kontrolünü (apatheia) esas alır.
Süre (Durée)
Henri Bergson’un zaman kavramıdır. Mekanik ve ölçülebilir saat zamanının aksine, bilincin kesintisiz, akışkan ve parçalara bölünemez olan gerçek zaman deneyimidir.
Ş
Şahsiyet (Kişilik)
Bireyin sadece biyolojik bir varlık olmaktan çıkıp, ahlaki sorumluluk sahibi, özgün karakterli ve tutarlı bir “benlik” inşa etmesi durumudur. Onur ve haysiyet kavramlarıyla ilişkilidir.
Şans (Rastlantı)
Belirli bir nedeni yokmuş gibi görünen, öngörülemeyen ve amaçsız gelişen olaylardır. Epiküros felsefesinde atomların “sapması” (clinamen) şansın ve özgürlüğün fiziksel temeli olarak görülür.
Şeffaflık (Açıklık)
Bilginin veya niyetin gizlenmeden, olduğu gibi ortaya konulmasıdır. Siyaset felsefesinde demokrasinin ve güvenin ön koşulu; fenomenolojide ise bilincin nesnesine olan doğrudan erişimidir.
Şekil (Form)
Maddeye biçim veren, onu belirli bir nesne yapan yapısal ilkedir. Aristoteles’e göre madde potansiyeldir, şekil (form) ise o potansiyeli gerçeğe dönüştüren özsel yapıdır.
Şematizm (Zihinsel Taslak)
Kant felsefesinde, duyusal veriler ile saf akıl kategorileri arasındaki köprüyü kuran, hayal gücü tarafından oluşturulan zamansal taslaklardır. Kavramın nesneye uygulanmasını sağlar.
Şer (Kötülük)
Ahlaki açıdan istenmeyen, yıkıcı, acı veren ve iyiliğin zıttı olan eylem veya durumdur. Teodise (kötülük problemi), kusursuz bir Tanrı ile şerrin varlığını uzlaştırmaya çalışır.
Şevk (Eros/Yaşam Arzusu)
İnsanı yaratmaya, bilmeye ve birleşmeye iten güçlü yaşam enerjisidir. Platon’da güzelliğin ve hakikatin peşinden gitmeyi sağlayan ilahi bir delilik ve çekim gücüdür.
Şeyleşme (Reification)
İnsanlar arasındaki sosyal ilişkilerin, cansız nesneler arasındaki ilişkiler gibi algılanmasıdır. Örneğin, emeğin sadece bir piyasa malı olarak görülmesi insanı “şeyleştirir”.
Şiddet (Baskı)
Bir iradenin diğerine zorla dayatılması, fiziksel veya psikolojik güç kullanarak özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Siyaset felsefesinde devletin şiddet tekeli ve meşruiyeti tartışılır.
Şiar (İlke/Parola)
Bir düşünce sisteminin veya grubun temel karakterini özetleyen, eylemlere rehberlik eden kısa ve özlü düsturdur. Felsefi bir duruşun özetidir.
Şimdi (An/Present)
Geçmiş ile gelecek arasındaki o yakalanamayan geçiş noktasıdır. Fenomenolojide “canlı şimdi”, tüm deneyimin ve bilincin tek gerçek zaman boyutudur.
Şirketleşme (Korporatizm)
Toplumun bireylerden ziyade, mesleki veya ekonomik çıkar grupları (loncalar, sendikalar vb.) temelinde örgütlenmesini ve devletin bu grupları koordine etmesini savunan modeldir.
Şuur (Bilinç)
Zihnin kendi varlığını, eylemlerini ve dış dünyayı fark etme kapasitesidir. Şuur, insanın sadece tepki veren bir makine değil, “farkında olan” bir özne olmasını sağlar.
Şüphe (Dubito)
Bir bilginin doğruluğundan emin olmama, onu sorgulama halidir. Descartes’ta “metodik şüphe” doğru bilgiye ulaşmak için bir araç iken, Septiklerde (Şüpheciler) yargıdan kaçınmanın nihai sonucudur.
Şüphecilik (Septisizm)
İnsan aklının mutlak ve kesin bilgiye ulaşamayacağını, bu nedenle her konuda yargıyı askıya almanın (epokhe) en doğru tutum olduğunu savunan felsefi akımdır.
Şümul (Kapsayıcılık)
Bir teorinin veya ilkenin, kendi alanındaki tüm olguları içine alabilme, onları açıklayabilme gücüdür. Bir sistemin ne kadar evrensel olduğunu gösteren ölçüttür.
Şüphesiz Hakikat (Yakin)
Üzerinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan, apaçık ve kesin olan bilgidir. Mantıksal çıkarımlar veya içsel bir aydınlanma ile ulaşılan en yüksek bilgi düzeyidir.
Şüreka (Ortaklık/Kolektiflik)
Eylem ve düşünce birliği içinde olan bireylerin oluşturduğu yapısal bütünlüktür. Bilginin inşasında öznelerarası iletişimin önemini vurgular.
Şükür (Minnettarlık)
Varoluşun bir armağan olarak kabul edilmesi ve sahip olunan “iyi”ler için duyulan içsel takdirdir. Erdem etiğinde ruhun dengesini ve memnuniyetini sağlayan bir tutumdur.
Şüu (Yansıma/Işıma)
Bir hakikatin veya güzelliğin, kendi sınırlarını aşarak etrafındakileri etkilemesi, onlarda bir iz bırakmasıdır. Sanat eserinin izleyicide yarattığı kalıcı etkiyi tanımlar.
T
Tabula Rasa (Boş Levha)
John Locke tarafından popülerleştirilen, insanın doğuştan hiçbir bilgiye sahip olmadığını, zihnin deneyimlerle dolan boş bir levha gibi olduğunu savunan empirist görüştür.
Tahayyül (Hayal Gücü)
Zihnin, duyularla algılanan nesneleri onlar yokken bile imgeleme yetisidir. Felsefede yaratıcılığın ve hipotez kurmanın temel zemini olarak kabul edilir.
Tahkik (Derin Araştırma)
Bilgiyi taklit yoluyla değil, delillerini inceleyerek ve bizzat deneyimleyerek doğrulama sürecidir. Skolastik olmayan, özgür düşüncenin bir gereğidir.
Tanrı (Deus/Theos)
Metafizikte evrenin yaratıcısı, mutlak varlık veya ilk neden olarak tanımlanan kavramdır. Varlığı, nitelikleri ve insanla ilişkisi felsefenin en kadim konusudur.
Tasdik (Onaylama)
Bir önermenin doğruluğunu zihinsel olarak kabul etme işlemidir. Bilginin inanç (belief) boyutuna geçmesi için gereken iradi bir eylemdir.
Tasım (Syllogism)
Aristoteles mantığının temel birimidir; iki öncülden zorunlu bir sonucun çıkarıldığı akıl yürütme biçimidir. (Örn: İnsanlar ölümlüdür, Sokrates insandır, o halde Sokrates ölümlüdür).
Tasavvuf (Mistik İslam Felsefesi)
Varlığın birliğini (Vahdet-i Vücud) ve Tanrı’ya sevgi yoluyla, nefsi terbiye ederek ulaşılabileceğini savunan mistik düşünce sistemidir.
Tebaa (Kul/Tabi Olan)
Siyaset felsefesinde, egemen bir otoritenin emri altında yaşayan, hakları lütuf olarak görülen birey topluluğudur. Modern “Vatandaş” kavramının tarihsel öncülüdür.
Teizm (Tanrıcılık)
Evreni yaratan, yöneten ve insanlara vahiyler aracılığıyla müdahale eden kişisel bir Tanrı’nın varlığına duyulan inançtır.
Tekâmül (Evrim/Olgunlaşma)
Varlığın basit formlardan daha karmaşık ve nitelikli formlara doğru ilerlemesi sürecidir. Hem biyolojik hem de ruhsal bir gelişim yasası olarak ele alınır.
Teleoloji (Erekbilim)
Doğadaki süreçlerin bir amaca veya sona (telos) göre düzenlendiğini savunan görüştür. Her şeyin bir “niçin”i olduğu fikrine dayanır.
Temellendirme (Justification)
Bir düşüncenin doğruluğunu kanıtlamak için sunulan mantıksal dayanaklar bütünüdür. Rastgele bir görüşü “bilgi” mertebesine çıkaran süreçtir.
Teodise (Tanrı Adaleti)
Dünyadaki kötülük ve acıların varlığını, her şeye gücü yeten ve mutlak iyi olan bir Tanrı kavramıyla uzlaştırmaya çalışan felsefi çabadır.
Teori (Kuram)
Olguları açıklamak için kurulan, kanıtlarla desteklenen ama her zaman yeni verilere açık olan sistematik düşünce yapısıdır.
Tereddüt (Şüphe Anı)
Zihnin iki karşıt yargı arasında gidip gelmesi, karar verememesi durumudur. Fenomenolojide “yargıyı askıya alma” (epokhe) öncesi duraktır.
Tikel (Particular)
Tümelin aksine, sadece belirli bir nesneyi veya durumu ifade eden sınırlı kavramdır. (Örn: “Bu kedi”).
Toplum Sözleşmesi (Social Contract)
Bireylerin güvenliği sağlamak adına haklarını bir otoriteye devrederek devleti kurdukları varsayılan hukuki ve siyasi kurgudur.
Töz (Cevher/Substance)
Değişen niteliklerin altında sabit kalan, var olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymayan temel varlıktır.
Tümdengelim (Deduction)
Genel prensiplerden özel sonuçlara ulaşılan, sonucun öncüllerde saklı olduğu kesin akıl yürütme yöntemidir.
Tümevarım (Induction)
Tekil gözlemlerden genel yasalara ulaşma yöntemidir. Bilimsel araştırmaların temelini oluşturur ancak mantıksal olarak sonucu kesin kılmaz.
U
Ussallık (Rasyonalite)
Eylemlerin ve düşüncelerin mantık kurallarına, tutarlılığa ve verilere uygun olma durumudur.
Utilitarianism (Faydacılık)
“En fazla sayıda insana, en büyük mutluluğu” sağlamayı amaçlayan, eylemlerin değerini sonuçlarıyla ölçen etik akımıdır.
Uyum (Harmony)
Farklı unsurların bir bütün içinde estetik ve mantıksal bir denge kurmasıdır. Evrenin rasyonel yapısının bir göstergesi olarak kabul edilir.
Uzam (Extension)
Maddenin en temel niteliği olan yer kaplama özelliğidir. Geometrik bir varlık olarak cismi tanımlar.
Ü
Üstinsan (Übermensch)
Nietzsche’nin, insanın kendi değerlerini yaratarak mevcut sürü ahlakını aşmış, özgürleşmiş halini tanımlayan kavramıdır.
Üstyapı (Superstructure)
Marksizm’de ekonomik temelin (altyapı) üzerinde yükselen din, hukuk, sanat ve siyaset gibi kültürel kurumlar bütünüdür.
Ütopya (Olmayan Yer)
Gerçekleşmesi imkansız görülen ama toplumsal bir ideal olarak tasarlanan mükemmel devlet ve toplum tasarımıdır.
V
Vacib-ül Vücud (Zorunlu Varlık)
Varlığı kendinden olan, yokluğu imkansız olan mutlak varlıktır (Tanrı). Mümkün varlıkların nedenidir.
Vahdet-i Vücud (Varlık Birliği) Evrende gerçekte tek bir varlığın olduğunu, görünen tüm çokluğun o mutlak varlığın yansımaları olduğunu savunan panteist eğilimli tasavvufi görüştür.
Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) İnsanın önce var olduğunu, kendi özünü (kimliğini) ise yaptığı seçimlerle kendisinin oluşturduğunu savunan akımdır.
Vicdan (Ahlaki Bilinç) İnsanın kendi eylemlerini “iyi” ve “kötü” açısından yargılayan içsel mahkemesidir. Kant’ta pratik aklın sesidir.
Y
Yabancılaşma (Alienation)
İnsanın kendi emeğine, ürettiği nesneye, topluma veya kendi özüne karşı duyduğu kopukluk ve yabancılık hissidir.
Yanlışlamacılık (Falsifiability)
Bir kuramın bilimsel olması için denenebilir ve yanlışlanabilir olması gerektiğini savunan Popper ilkesidir.
Yargı (Judgement)
İki kavram arasında bir bağ kurarak “öyledir” veya “değildir” şeklinde bir karara varma işlemidir.
Yönelimsel Bilinç (Intentionality)
Bilincin her zaman “bir şeye doğru” olması, boş bir kap değil, bir nesneyi hedef alan bir yapı olmasıdır.
Z
Zaman (Tempus)
Olayların akışını, süresini ve sıralanışını belirleyen boyutttur. Felsefede objektif (saat zamanı) ve sübjektif (yaşanan zaman) olarak ikiye ayrılır.
Zanaat (Tekne)
Aristoteles’te, bir şeyi akla uygun bir biçimde üretme yetisidir. Bilgiyle pratiğin (praksis) buluştuğu noktadır.
Zeka (Intellect)
Problem çözme, soyutlama yapma ve yeni durumlara uyum sağlama yetisidir. Akıldan farklı olarak daha çok pratik işlevlere odaklıdır.
Zihin (Mind)
Düşünme, algılama, hatırlama ve irade süreçlerinin gerçekleştiği maddi olmayan (veya beyne bağlı) merkezdir.
Zorunluluk (Necessity)
Başka türlü olması mantıksal veya fiziksel olarak imkansız olan, değişmez yasalara bağlılık durumudur.
🗓️ Yayınlanma Tarihi: 29 Ocak 2026
🔄 Son Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2026
🎯 Kimler için: Bu devasa felsefe sözlüğü, Invictus Wiki ekosisteminin entelektüel omurgasını oluşturan; A’dan Z’ye varlık, bilgi, ahlak ve siyaset felsefesinin en kritik kavramlarını tarihsel derinliği ve mantıksal tutarlılığıyla bir araya getiren bütüncül bir referans kaynağıdır. Antik Yunan’ın Logos arayışından modernitenin Absürd ve Nihilizm sorgulamalarına kadar geniş bir spektrumu kapsayan bu çalışma; akademisyenlerden yazarlara, öğrencilerden özgür düşünürlere kadar hakikatin peşindeki her zihin için güvenilir bir kavramsal pusula görevi görür. Her terimin sadece tanımını değil, aynı zamanda düşünce sistemleri içindeki işlevini de ortaya koyan bu külliyat, karmaşık fikirleri berraklaştırarak okuyucuyu yüzeysel malumatın ötesine, gerçek bir hikmet (wisdom) yolculuğuna davet eder.

Invictus Wiki editoryal ekibini temsil eden kolektif bir yazarlık imzasıdır. IW imzasıyla yayımlanan içerikler; çok kaynaklı araştırma, editoryal inceleme ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hazırlanır.
