Hayatı, Bilime Katkıları, DNA Onarımı Çalışmaları ve Nobel Ödülü ile Aziz Sancar
Aziz Sancar, hem Türkiye hem de dünya bilim tarihi açısından sembol hâline gelmiş bir isimdir. Bir köy okulundan çıkıp, DNA onarım mekanizmalarını moleküler düzeyde çözen ve bu çalışmalarıyla Nobel Ödülü kazanan bir bilim insanından söz ediyoruz. Onun hikâyesi; azmin, disiplinli çalışmanın, bilime adanmış bir ömrün ve “imkânsız” denilenin aslında ne kadar mümkün olduğunun canlı bir kanıtıdır.
2015 yılında Nobel Kimya Ödülü, Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile birlikte Aziz Sancar’a verildi. Gerekçe ise çok netti: “DNA onarımının mekanistik çalışmalarından dolayı.” Sancar, özellikle nükleotid eksizyon onarımı (NER) adı verilen ve UV ışınları gibi çevresel etkenlerle hasar görmüş DNA’nın tamir edilmesini sağlayan sistemin adım adım nasıl çalıştığını ortaya çıkararak bu ödüle layık görüldü.
Aziz Sancar’ın Hayatının Başlangıcı: Savur’dan Dünyaya Uzanan Yol
Aziz Sancar, 8 Eylül 1946’da Mardin’in Savur ilçesinde, kalabalık ve mütevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi okuma yazma bilmeyen, ancak eğitime büyük önem veren anne ve babadan oluşuyordu. Sancar, ilerleyen yıllarda sık sık “Beni bugünlere köy enstitülü öğretmenlerim ve ailem getirdi.” diyerek bu dönemin hayatındaki önemini vurgulamıştır.
İlk ve orta öğrenimini Savur’da tamamlayan Aziz Sancar, küçük yaşlardan itibaren derslerinde gösterdiği üstün başarıyla öğretmenlerinin dikkatini çekti. Özellikle fen derslerine olan ilgisi, ileride seçeceği bilim yolunun erken işaretlerini veriyordu. Lise yıllarında aslında kimya okumak istese de, aynı anda tıp fakültesini kazanan arkadaşlarının etkisiyle tercihini tıptan yana kullandığını anlatır.
İstanbul Tıp Fakültesi Yılları ve Memlekete Dönüş
Aziz Sancar, 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden dönem birincisi olarak mezun oldu. Buna rağmen, o dönem için son derece prestijli olan hekimlik mesleğini kariyerinin son durağı olarak görmüyordu. Önce Mardin’in Savur ilçesine dönerek yaklaşık bir buçuk yıl pratisyen hekimlik yaptı. Bu dönemde Anadolu’da sağlık hizmetinin ne kadar kıt olduğunu yakından gözlemledi.
Başarılı not ortalaması ve akademik potansiyeli sayesinde TÜBİTAK bursu ile Amerika Birleşik Devletleri’nde üst düzey eğitim fırsatı yakaladı. İlk durağı Johns Hopkins Üniversitesi oldu; ancak kültürel uyum ve dil sıkıntıları nedeniyle bu dönemi çok verimli geçmedi ve bir süre sonra tekrar Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.
Sonrasında, DNA onarımı alanında öncü isimlerden biri olan Claud Stan Rupert ile çalışmak üzere bu kez Texas Üniversitesi Dallas Kampüsüne gitti. İşte asıl kırılma noktası da burada yaşandı.
Dallas, Yale ve North Carolina: Bilimsel Kariyer Basamakları
Aziz Sancar, Dallas’taki Texas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktora yaparken, DNA onarımı ile ilgili kariyerini şekillendirecek temel adımları attı. Doktora tezini, bakterilerde güneş ışığının yol açtığı DNA hasarlarını onaran bir enzim olan DNA fotoliaz (DNA photolyase) üzerine hazırladı.
Doktora sonrasında Yale Üniversitesinde DNA onarımı üzerine doçentlik çalışmalarını tamamladı. Burada özellikle nükleotid eksizyon onarımı (NER) sisteminin genetik ve biyokimyasal temellerine odaklandı. Daha sonra kariyerine North Carolina Üniversitesi Chapel Hill Tıp Fakültesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü’nde devam etti ve 1997’den itibaren “Sarah Graham Kenan Profesörü” unvanını aldı.
Bugün Aziz Sancar, UNC Chapel Hill’de hâlâ aktif olarak araştırmalarını sürdüren bir bilim insanıdır. Çalışmaları; DNA onarımı, biyolojik saat (sirkadiyen ritim) ve kanser biyolojisi gibi alanları kapsamaktadır.
Aziz Sancar’ın Araştırma Alanları: DNA Onarımı, Biyolojik Saat ve Ötesi
Aziz Sancar denilince akla ilk gelen kavram elbette DNA onarımıdır. Ancak çalışmalarının yelpazesi oldukça geniştir.
Başlıca araştırma alanları:
DNA hasarı ve onarım mekanizmaları
Nükleotid eksizyon onarımı (NER)
Fotoliaz ve fotoreaktivasyon
Hücre döngüsü kontrol noktaları
Sirkadiyen ritim (biyolojik saat) ve DNA onarımı ilişkisi
Özellikle UV ışınlarının DNA’da oluşturduğu timine dimerleri onaran fotoliaz enzimi üzerindeki çalışmaları, daha sonra insan hücrelerinde işleyen daha karmaşık DNA onarım sistemlerini anlamasına zemin hazırlamıştır.
DNA Neden Sürekli Hasar Görür?
Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü’ne giden yolunu anlamak için önce şu basit soruyu sormak gerekir: DNA neden onarılmak zorunda?
İnsan hücrelerindeki DNA:
Güneşten gelen UV ışınları
Sigara dumanı gibi kimyasal kanserojenler
Hücre içi metabolik yan ürünler
Hücre bölünmesi sırasında oluşan kopyalama hataları
gibi etkenlerle sürekli hasar görür. Eğer bu hasarlar tamir edilmezse, genetik bilgi bozulmaya başlar, mutasyonlar birikir ve bu durum kanser ve çeşitli kalıtsal hastalıklara zemin hazırlar.
İşte 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü paylaşan üç bilim insanı Tomas Lindahl, Paul Modrich ve Aziz Sancar, hücrelerin DNA’sını nasıl koruduğunu, bu hasarları hangi mekanizmalarla onardığını moleküler düzeyde ortaya koydukları için ödüle layık görüldüler.
Lindahl, baz eksizyon onarımı (BER) ile DNA’nın kimyasal olarak neden kararsız olduğunu ve nasıl düzeltildiğini,
Modrich, mismatch repair (MMR) ile kopyalama sırasında oluşan hataların nasıl giderildiğini,
Aziz Sancar ise özellikle nükleotid eksizyon onarımı (NER) ile UV ışınları ve benzeri etkenlerle oluşan büyük çaplı DNA hasarlarının nasıl kesilip çıkarıldığını gösterdi.
Nükleotid Eksizyon Onarımı (NER) Nedir?
Nükleotid eksizyon onarımı, DNA’daki “hacimli” ve şekil bozan hasarları ortadan kaldıran, oldukça karmaşık ve çok basamaklı bir onarım sistemidir. Bu sistem:
Hasarlı bölgenin tanınması
DNA sarmalının açılması
Hasarlı kısmın iki uçtan kesilerek çıkarılması
Boşluğun yeni nükleotidlerle doldurulması
DNA şeritlerinin yeniden birleştirilmesi
şeklinde özetlenebilecek bir dizi adımdan oluşur.
Bakterilerde bu onarım mekanizması, UvrA, UvrB ve UvrC gibi proteinlerin oluşturduğu UvrABC eksizyon nükleaz kompleksi tarafından yürütülür. Hasarlı bölüm, yaklaşık 12–13 nükleotidlik bir parça hâlinde kesilip çıkarılır. İnsan hücrelerinde ise sistem çok daha karmaşıktır ve hasar genellikle 24–32 nükleotid içeren bir parça olarak uzaklaştırılır.
Aziz Sancar’ın en önemli katkılarından biri, bu karmaşık sistemin hem bakterilerde hem de insan hücrelerinde nasıl işlediğini, hangi proteinlerin hangi sırayla devreye girdiğini adım adım çözmesidir.
Bakterilerde NER: UvrABC Eksizyon Nükleazının Haritalanması
Sancar, Doktora sonrası çalışmalarında Escherichia coli adlı model bakteride NER sisteminin genetik ve biyokimyasal temellerini araştırdı. Bu süreçte:
uvrA, uvrB ve uvrC genlerini klonlayıp tanımladı,
Bu genlerin kodladığı proteinlerin bir araya gelerek UvrABC eksizyon nükleaz kompleksini oluşturduğunu gösterdi,
UvrABC kompleksinin, hasarlı DNA bölgesini tanıyıp, iki uçtan keserek bir “parça” hâlinde çıkardığını deneysel olarak ortaya koydu.
Bu çalışmalar sayesinde, daha önce genetik gözlemlerle varlığı bilinen DNA onarım sistemleri, somut proteinler ve biyokimyasal mekanizmalar düzeyinde anlaşılabilir hâle geldi.
İnsanda NER: Kanser, Genetik Hastalıklar ve DNA Onarımı
Aziz Sancar, bakterilerde çözümlediği mekanizmanın ardından bu kez hedefini insan hücrelerine çevirdi. İnsanlarda NER sistemi:
Çok daha fazla sayıda proteinin koordineli çalışmasını gerektirir,
DNA’da bükülmeye yol açan UV kaynaklı hasarları, sigara dumanındaki kimyasalları ve diğer pek çok kanserojen etkiyi ortadan kaldırır,
Xeroderma pigmentosum (XP) gibi DNA onarım bozuklukları sonucu ortaya çıkan kalıtsal hastalıklarla doğrudan ilişkilidir.
XP hastalarında NER mekanizmasındaki genlerden birinde mutasyon vardır; bu nedenle cilt UV ışınlarına karşı aşırı hassastır ve hastalarda genç yaşta ağır cilt kanserleri gelişir. Sancar ve ekibinin insan NER sistemini çözümlemesi, bu tür hastalıkların moleküler temelini anlamakta kritik rol oynamıştır.
Ayrıca, pek çok kemoterapi ilacı, DNA’ya zarar vererek kanser hücrelerini öldürmeye çalışır. NER sistemi ise bu hasarların bir kısmını onarır. Dolayısıyla, bir tümör hücresinin NER kapasitesi, o hücrenin kemoterapiye ne kadar dirençli olacağını belirleyen faktörlerden biridir. Sancar’ın çalışmalarından elde edilen bilgiler, bu alanda kişiye özel tedavi stratejilerinin geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır.
Fotoliaz ve Fotoreaktivasyon: Aziz Sancar’ın İlk Büyük Başarısı
Aziz Sancar’ın bilimsel kariyerinin erken döneminde yoğunlaştığı bir diğer konu da fotoliaz enzimleridir. UV ışınları, DNA’da yan yana bulunan timin bazlarının birbirine “dimer” hâlinde bağlanmasına yol açar; bu da DNA’nın yapısını bozar. Fotoreaktivasyon denilen mekanizmada, fotoliaz enzimi görünür ışığı kullanarak bu dimerleri kırar ve DNA’yı eski hâline getirir.
İnsanlarda fotoreaktivasyon sistemi aktif değildir; ancak fotoliaz çalışmaları, Sancar’ın DNA onarımı konusundaki uzmanlığını derinleştirmiş ve onu NER mekanizmasını çözmeye hazırlamıştır.
Sirkadiyen Ritim ve DNA Onarımı İlişkisi
Aziz Sancar’ın daha yeni sayılabilecek çalışmalarından biri de biyolojik saat (sirkadiyen ritim) ile DNA onarımı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Vücudumuzdaki pek çok süreç gibi DNA onarım aktiviteleri de gün içinde dalgalanma gösterir.
Sancar ve ekibi, bazı DNA onarım genlerinin ifadesinin biyolojik saatin kontrolünde olduğunu, dolayısıyla günün belirli zamanlarında onarım kapasitesinin daha yüksek olabileceğini göstermiştir. Bu bulgu, özellikle kanser tedavisinde “kronoterapi” denilen, tedavinin günün belli saatlerinde daha etkili olabileceği fikrini güçlendiren önemli bir bilimsel temeldir.
2015 Nobel Kimya Ödülü: “DNA Onarımının Mekanistik Çalışmaları”
7 Ekim 2015’te, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, Nobel Kimya Ödülü’nün Tomas Lindahl, Paul Modrich ve Aziz Sancar arasında paylaşılmasına karar verdi. Ödülün resmi gerekçesi:
“DNA onarımının mekanistik çalışmaları.”
Bu ifade, üç bilim insanının yaptığı işin özünü özetler:
DNA onarım sistemlerini sadece keşfetmediler; bu süreçlerin nasıl, hangi adımlarla işlediğini moleküler ayrıntılarıyla anlattılar.
Lindahl, DNA’nın kimyasal olarak kararsız bir molekül olduğunu gösterdi ve baz eksizyon onarımını tanımladı.
Modrich, DNA kopyalaması sırasında oluşan hataların mismatch repair sistemi ile düzeltildiğini çözdü.
Aziz Sancar ise DNA’da hacimli ve şekil bozan hasarları ortadan kaldıran nükleotid eksizyon onarımını, bakterilerden insan hücrelerine kadar çok geniş bir yelpazede moleküler düzeyde açıkladı.
Bu çalışmaların ortak etkisi şudur:
İnsan hücrelerinin, her gün binlerce kez hasar gören DNA’sını nasıl sürekli onardığını artık çok daha iyi biliyoruz. Bu bilgi, kanser, yaşlanma ve kalıtsal hastalıklar gibi alanlarda yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde temel bir basamak oluşturuyor.
Aziz Sancar’ın Çalışmalarının Tıptaki ve Kanser Araştırmalarındaki Önemi
DNA onarımı, ilk bakışta teorik bir konu gibi görünse de, tıp dünyası açısından son derece pratik sonuçlara sahiptir. Örneğin:
Bazı insanlar, aynı sigara maruziyetine rağmen neden daha erken kanser olurken, bazıları olmaz?
Neden kimi hastalar kemoterapiye iyi yanıt verirken, kimilerinde tedavi başarısız kalır?
Yaşlandıkça DNA hasarının birikmesi hangi hastalıkların riskini artırır?
Bu soruların büyük kısmı, DNA onarım kapasitesindeki farklılıklar üzerinden açıklanabilir. Aziz Sancar’ın NER mekanizmasını çözmesi, özellikle:
Cilt kanseri
Mesane kanseri
Akciğer kanseri
gibi çevresel faktörlerle ilişkili tümör tiplerinde önemli bir teorik zemin sunmuştur.
Ayrıca kemoterapi ilaçlarının bir kısmı, DNA’ya kasıtlı olarak hasar vererek tümör hücrelerini öldürmeye çalışır. Bu durumda:
Çok güçlü DNA onarım kapasitesine sahip tümör hücreleri tedaviye direnç gösterebilir,
Onarım sistemleri zayıf hücreler ise tedaviye daha duyarlı olabilir.
Aziz Sancar’ın bu mekanizmaları detaylandırması, gelecekte kişiselleştirilmiş kanser tedavileri için önemli bir rehber niteliği taşımaktadır.
Laboratuvar Dışında Aziz Sancar: Değerleri, Kimliği ve Türkiye ile Bağı
Aziz Sancar sadece başarılı bir bilim insanı değil, aynı zamanda kimliğine ve köklerine bağlı bir aydındır. Nobel Ödülü’nü kazandıktan sonra, altın madalyasını ve sertifikasını Mustafa Kemal Atatürk’ün anıt mezarı Anıtkabir’e bağışlaması, onun Cumhuriyet ve Atatürk’e duyduğu saygının somut bir göstergesidir.
Ayrıca, eşi Gwen Sancar ile birlikte “Carolina Türk Evi” adlı bir merkez kurarak North Carolina’da eğitim gören Türk öğrencilerine barınma ve kültürel bir buluşma alanı sunmaktadır. Bu merkez aynı zamanda Türk kültürünü tanıtmak ve Türk-Amerikan bilimsel ilişkilerini güçlendirmek için bir platform işlevi görür.
Röportajlarında sık sık:
Çalışkanlığın,
Disiplinin,
Planlı yaşamın,
“Ben yapamam” dememenin
önemini anlatır. Türkiye’den giden genç bilim insanlarına, “Önce işinizi çok iyi yapın, sonra konuşursunuz.” mesajını sıkça verir.
Gençler İçin Aziz Sancar Ne İfade Ediyor?
Bugün Türkiye’de fen liselerinde, tıp fakültelerinde, mühendislik ve temel bilim bölümlerinde okuyan yüz binlerce genç için Aziz Sancar bir “rol model”dir. Onun hikâyesi; imkânların kısıtlı olduğu bir ortamdan, dünya bilim sahnesinin en üst noktasına tırmanmanın mümkün olduğunu gösterir.
Sancar, özellikle gençlerle buluştuğu söyleşilerde:
Çok çalışmanın yerini hiçbir şeyin tutamayacağını,
Başarıya giden yolda motivasyon kadar disiplinin de şart olduğunu,
Bilim insanı olmanın uzun soluklu bir maraton olduğunu,
Kendi köklerini unutmadan evrensel değerlerle hareket etmenin mümkün olduğunu
vurgular.
Bu nedenle “Aziz Sancar” adı, Türkiye’de sadece Nobel Ödülü kazanmış bir bilim insanını değil, aynı zamanda bilimsel merakın ve azmin sembolünü temsil eder.
Aziz Sancar Hakkında Sık Karşılaşılan Bazı Yanlış Algılar
Aziz Sancar ve Nobel Ödülü etrafında zaman zaman bazı yüzeysel algılar da oluşabiliyor. Bunların başlıcalarını kısaca ele almak faydalı olabilir:
“Bir anda Nobel aldı.”
Hayır. Aziz Sancar Nobel Ödülü’nü, onlarca yıl süren, sabırlı ve adım adım ilerleyen bir çalışmanın sonunda aldı. NER mekanizmasını çözmesi, 1970’lerden 2000’lere uzanan uzun bir süreçtir.“Tek başına her şeyi yapan dâhi.”
Modern bilim, ekip işidir. Sancar’ın etrafında öğrenciler, doktora sonrası araştırmacılar, teknik ekipler ve uluslararası işbirlikleri vardır. Ancak yönü belirleyen, kritik deneyleri kurgulayan ve alanın çerçevesini çizen kişi olarak liderliği tartışmasızdır.“Sadece teorik bilim yaptı, pratikle ilgisi yok.”
Aksine, DNA onarımı mekanizmalarının anlaşılması; kanser tedavisi, kalıtsal hastalıklar, yaşlanma ve hatta biyolojik saat üzerine yürütülen çalışmalar için doğrudan pratik sonuçlar doğuran bir temel oluşturmaktadır.
Bu yanlış algıların düzeltilmesi, hem Aziz Sancar’ı hem de genel olarak bilimin nasıl işlediğini daha doğru anlamamıza yardımcı olur.
Aziz Sancar’ın Aldığı Başlıca Ödüller ve Üyelikler
Nobel Ödülü elbette kariyerinin zirvesi olarak görülebilir; ancak bundan çok önce ve sonra da pek çok önemli ödül ve unvan almıştır:
TÜBİTAK Bilim Ödülü (1995)
Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi üyeliği (2005) – bu kuruma seçilen ilk Türk bilim insanıdır
Çeşitli üniversitelerden fahri doktora unvanları
Vehbi Koç Ödülü gibi Türkiye’de verilen prestijli ödüller
Bu ödüller, onun bilim dünyasında ne kadar saygı gören bir figür olduğunu gösterir.
Aziz Sancar’ın Bilime ve İnsanlığa Mirası
Aziz Sancar, Savur’da başlayan eğitim yolculuğunu, DNA onarım mekanizmalarını çözerek Nobel Ödülü ile taçlandırmış bir bilim insanıdır. Onu özel kılan yalnızca çok çalışkan olması ya da çok zeki olması değildir; aynı zamanda:
Bilime sarsılmaz bir inançla bağlı olması,
Yıllarca süren zorlu süreçlerde motivasyonunu kaybetmemesi,
Elde ettiği başarıyı kişisel bir şöhret aracı olarak değil, ülkesinin ve insanlığın onuru olarak görmesi,
Köklerini unutmadan evrensel bilimin bir parçası olmayı başarmasıdır.
Aziz Sancar’ın Nobel Kimya Ödülü ile ödüllendirilen DNA onarımı çalışmaları, bugün kanser araştırmalarından yaşlanma biyolojisine, farmakolojiden genetik hastalıklara kadar pek çok alanda temel referans noktası olarak kabul edilmektedir.
Onun hikâyesi, özellikle gençler için önemli bir mesaj taşır: Doğru hedefler, çok çalışma, sabır ve kararlılıkla birleştiğinde, bir gün Savur’dan kalkıp Stockholm’de Nobel Ödülü törenine çıkmak bile hayal olmaktan çıkar.
Aziz Sancar, sadece bir Nobel ödüllüsü değil; bilimin, emeğin ve onurun simgesi olarak hafızalardaki yerini çoktan almış durumda.
İlave okuma önerileri
Mechanisms of DNA Repair — Errol C. Friedberg
DNA Repair and Mutagenesis — Errol C. Friedberg, Graham C. Walker, Wolfram Siede
“Molecular Mechanisms of Nucleotide Excision Repair” — Aziz Sancar, Annual Review of Biochemistry, 1996
“DNA Repair in Humans” — Aziz Sancar, Annual Review of Genetics, 1995
“Circadian Clock Control of the DNA Damage Response” — Aziz Sancar, Nature Reviews Molecular Cell Biology, 2015
The Nobel Prize in Chemistry 2015: Scientific Background — The Royal Swedish Academy of Sciences
DNA Repair: From Molecular Mechanisms to Human Disease — Paul Modrich, Tomas Lindahl, Aziz Sancar
Molecular Biology of the Cell — Bruce Alberts et al.
🗓️ Yayınlanma Tarihi: 23 Kasım 2025
🔄 Son Güncelleme Tarihi: 23 Kasım 2025
🎯 Kimler için: Bu yazı, Aziz Sancar’ın Savur’dan başlayan eğitim yolculuğunu, DNA onarımı araştırmalarının bilim tarihindeki yerini, laboratuvarın kapalı kapıları ardında yürüyen uzun soluklu emeği ve bu çalışmaların kanser, yaşlanma ve genetik hastalıklar açısından ne ifade ettiğini anlamak isteyen okurlara hitap etmektedir. Bilimle yolu kesişen lise ve üniversite öğrencileri, araştırma hayatını düşünen gençler, tıp ve temel bilimler alanında çalışanlar ile başarı hikâyelerini “gerçek emek”, “disiplin” ve “ülkesine bağlılık” ekseninde okumak isteyen herkes için hem ilham verici hem de bilgilendirici bir çerçeve sunmayı amaçlar.

Invictus Wiki editoryal ekibini temsil eden kolektif bir yazarlık imzasıdır. IW imzasıyla yayımlanan içerikler; çok kaynaklı araştırma, editoryal inceleme ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hazırlanır.
